29 Aralık 2010 Çarşamba

Aslan Olmak Öyle Kolay Değil (MEHMET DOĞAN'DAN)

ASLAN OLMAK ÖYLE KOLAY DEĞİL….

Gelin biraz tarihin eski tozlu sayfalarına geri dönelim, bundan tam 86 yıl öncesine…Fenerbahçe ile Galatasaray arasında hiç bir zaman oynanamamış olan Maarif Kupası’nı hatırlayalım.

Bu yazıda Maarif Kupası maçı öncesini bir kenara bırakalım o başka bir yazının konusu olsun. Çünkü öncesinde olan olaylarda Fenerbahçe’nin mi yoksa Galatasaray’ın mı haklı olduğu konusu uzun uzun tartışma gerektiren bir konudur.

1924 yılında Fenerbahçe ile Galatasaray arasında yaşanan tatsız hadise sonrasında o zamanki Maarif Vekili Vasfiye Çınar Bey her iki kulübede birer mektup göndermiş ve mektubunda şunları yazmıştı.
Bütün gençliğin efkar ve hissiyatına tercüman olarak, aranızda samimi bir ahengin yeniden teessüsünü görmek isterim. Bu iki kıymetli kulübün mütekabil dargınlığını, spor hayat ve samimiyetine nümunei imtisal olmaları lazım gelen sizler için layık görmemekte çok haklıyım. Binaenaleyh herkesi müteessir eden son hadiseyi derin ve mütekabir bir samimiyet ve vifakla halletmeye teşebbüs etmenizi bilhassa rica ediyor ve Teşrinievvelin 2. Haftasına kadar kulüplerimiz arasında bir müsabaka için Vekalet namına bir kupa koyuyorum.”

Bu mektubu alan, Fenerbahçe ve Galatasaray 31. Ekim.1924 günü Cuma günü İngiliz Hakem idaresinde maçı oynamayı kararlaştırıp aralarında konu ile ilgili bir protokol imzalamışlardır.

Her iki kulüpte maçın oynanacağı 31. Ekim gününü beklerken, 28.Ekim’de Futbol Federasyonun, Reis Yusuf

Ziya Öniş’den aşağıdaki yazıyı alıyorlardı.
“7.Kasım’da Rus Inkilabı senei devriyesi dolayısıyla Moskova’da yapılacak futbol müsabakalarına milli takımımız davet edilmiştir. Hükümet bu müsabakaya iştiraki luzümlü görmektedir. Binaenaleyh Ekim’in 31. Cuma günü Odesaa’ya hareket edecek Çelyo Vapuruna aşağıda isimli idmancıların binmek üzere Futbol Heyeti Müttehidesine başvurmaları rica olunur."

Fenerbahçe’den; Cafer, Kadri, İsmet, Sabih, Alaettin, Zeki, Bedri.

Galatasaray’dan: Ulvi, Ali, Nihat, Kemal Rıfat, Leblebi Mehmet

Bu teblig her iki kulüp idarecileri tarafından hayretle karşılanmış ve 28.Ekim akşamı gazetecilerinde hazır bulunduğu bir toplantıda taraflar aşağıdaki bildiriyi yayınlamışlardır.

“Kulüplerimiz amatördürler. Futbolcularımızı böyle uzun bir seyahat için 48 saatte hazırlamak imkansızdır. Ayrıca 31. Ekim’de Maarif Kupasını oynamak üzere İstanbul Halkına verilmiş sözleri vardır ve bu sözü yerine getirmeye mecburdurlar.”

29.Ekim günü zamanın Cumhuriyet Gazetesi konu ile ilgili olarak şu haberi yapmıştır.
“Mevsimsiz Davet (Yazının başlığı), Milli Takımın Cuma Sabahı Moskova’ya hareketi hakkındaki Federasyon davetini Galatasaray’la Fenerbahçe reddetti. Binaenaleyh Cuma günü saat 14:30’da Galatasaray-Fenerbahçe maçı behemehal icra edilecektir”

31. Ekim Cuma günü gazetelerde ise Galatasaray Kulübünün şu açıklaması vardır.
“Hükümet tarafından gösterilen luzüm üzerine Moskova’da icra edişlecek müsabakaya iştiraki kulübümüz milli bir vazife telakki ettiğinden ve takım efradımızın ekseriyeti azimesinin hareketi zaruri olduğundan bugünkü müsabakaya iştirak etmemizin kulübümüz için maddeten imkanı kalmadığını muhterem halka esefle arzederiz”

Olayı hayretle karşılayan Fenerbahçe Kulübü’ne 31. Ekim saat 10:30’da gelen Galatasaray Kaptanı Nihat Bekdik, Fenerbahçe’li yöneticilerine şu tarihi açıklamayı yapıyordu.

“Milli Takıma çağrılan 5 kişi ben hariç bugün kafile ile birlikte Rusya’ya gidiyorlar, Onların yerlerini 2. Takımımızın elemanları ile doldurup mutlak suretle bugün saat 14:30 taksim stadında sahaya çıkacak ve size verdiğimiz sözü yerine getireceğiz”

Fenerbahçe Kulübü, Galatasaray Kaptanının sözü üzerine rahatlamış ve ve Galatasaray’ın 2. Takımdan alacağı futbolcu sayısı kadar kendilerinin de 3. Takımdan aynı sayıda genci birinci takıma alacaklarını belirtmişti.

Fenerbahçe futbol takımı taksim stadına hareket etmek üzere 12:30’da tam ayrılacağı sırada kulübe bir telefon geldi ve telefondaki ses Galatasaray’ın tam kadro olarak Moskova’ya hareket ettiğini , hatta Kaptan Nihat’ın da motorla son anda Vapura yetiştirildiğini maçın oynanmayacak olduğunu ve boşuna gelinmemesini söylüyordu.

Bu arada Taksim Stadının etrafı mahşer günü gibiydi. Binlerce meraklı kapı ve gişelerin önüne yığılmıştı.

Nihayet orada da benzer havadis dolaşmaya başlamıştı..
“Galatasaray Moskova’ya gitti, maç yok”

Bunun üzerine Fenerbahçe Kulübü aşağıdaki tarihi beyannameyi basına verdi…
“Muhterem İstanbul Halkına

Fenerbahçe Kulübü bu sabah yevmi gazetelerde Maarif Kupası maçının tehir edildiğine dair Galatasaray Kulübünü Heyeti idaresi tarafından gönderilmiş tebliği İstanbul Halkı gibi kemali hayret ve taaccüple mütalaa etmiştir.

Galatasaray Kulübü ile Kulübümüz arasında akit ve imza edilen taahhütname mucibince; Maarif Kupası maçı 31. Ekim Cuma günü saat iki buçukta Taksim Stadında icra edilecekti. Salı günü öğle üzeri Türkiye Futbol Federasyonu Reisleri tarafından Moskova’ya bir seyahat icrası lüzumu tebliğ edildiği zaman Galatasaray Kulübünün selahiyetkar erkanı ile görüşülerek Maarif Kupası maçının bu vaziyet karşısında tehir edilip edilmemesi yeniden müzakere edilmiş ve neticede bu tehirin her şeyden evvel halka karşı bir hürmetsizlik olacağı düşünülerek oyunun eksik bir takımla da olsa behemehal icrasına karar verilmişti. Hatta Galatasaray kulübünün eksik bir takımla çıkması ihtimaline karşı Maarif Kupasının ayrıca ve tam takımla icra edilecek bir maçın galibine tahsisi muhterem refikimiz tarafından teklif edilmiş bu teklif de tarafımızdan derhal kabul edilmişti. Müteakiben Galatasaray Reisi Cevdet ve GALATASARAY Kulübünün birinci futbol takımının kaptanı Nihat Beyler tarafından vaziyetin değiştiğine dair son dakikaya kadar kulübümüze ne bir müracaatta bulunuldu ne de bir tebliğ icra edildi. Bilakis hatta Cuma sabahı, Galatasaray Heyeti İdare tebliğinin gazetelerde intişarından sonra saat on buçukta Galatasaray Kaptanı Nihat Bey Kulübümüz merkezine gelerek ve herkesi hayrete düşürerek, takımına mensup oyunculardan bir kaçının gideceğini fakat kendisinin gitmediğini ve gitmeyeceğini oyunu oynamak konusunda verdiği sözü tuttuğunu ve tutacağını binaenaleyh maçın ikinci veya üçüncü takımlardan alınacak destekle de olsa yapılacağını bildirdi ve daha ziyade-i şayanı hayret bir hadise olarak kaydedelim ki, bu müracaattan 2 saat sonra Galatasaray Kaptanı Nihat Bey’inde Çelyo Vapuru ile Moskova’ya hareket ettiği taaccüple istihbar edildi.

Mili Takıma mensup Fenerbahçeli oyuncuların Moskova Seyahatine iştirak etmemeleri keyfiyetine gelince, bu hususta Türkiye Futbol Federasyonu Reisi tarafından gazetelere vaki olmuş beyanat tamamıyle mahsülü garez ve binaenaleyh külliyen hilafı hakikat efsanelerden ibarettir. Fenerbahçe Kulübü Heyeti İdaresi Moskova Seyahatine iştiraki hiç bir zaman reddetmemiştir. Bilakis eğer bu vazifei milliye ise bu vazife-i milliyeyi memnuniyetle ve azami havahişle ifa etmek istediğinisöylemiş, yalnız Kulübün en yüksek heyeti olan Müessisler Heyetinin kendine verdiği kati talimata tevfikan Paris Seyahatinde bu gibi vazifeleri ve seyahatleri idareye ademi kabiliyetleri tahakkuk eden ve kulübümüze karşı husumetler ile tearüf eyleyen Yusuf Ziya ve Hamdi Beyler refakatinde Fenerbahçe Futbol Azasının hiç bir yere gönderilemeyeceği hatta gönderilmek istense dahi takım azasının bu zevat ile gitmek istemeyeceklerini binaenaleyh Fenerbahçe Kulübünden bir mutemedin oyunculara refakati icabettiğini bildirmiş, fakat mumaileyhim kendilerinin behemehal gidecekleri hussuunda ısrar ettikleri maada bir mutemedin Fenerbahçeki Aza ile beraber gitmesi teklifi de, hükümetten bu seyahat için 3000 lira aldıkları halde reddetmişlerdir.

Binaenaleyn Fenerbahçe Kulübü vafiyei milliye ismi verilen bu tatlı seyahatten iaşe edilmek istendiği gibi kaçınmamıştır. Hatta bu gibi seyahatlerin idare kabiliyetlerinden şüpheli kimselerle yola çıkmak istememesi de vafizei milliyesini çok iyi idrak ettiğine bir delil olmakla beraber, bu suretle hareket etmiş olduğu için de nadim de değildir.

Memlekete olan büyük aşk ve alakasını senelerce cephelerde kan dökerek ve şehitler vererek izhar ve ispat etmiş genç müessesemiz üzerine sürülmek istenen lekei kemali nefretle kaillerine iade eder ve Fenerbahçe Kulübünün hiç kimseden vataniye ve vazifei milliye dersi almak ihtiyacında olmadığını beyan ederiz…”

Fenerbahçe Spor Kulübü

Fenerbahçe Futbolcularından yoksun Milli Takımın ise Rusya’da rakibine 3-0 yenilerek yurda döndüğünü de not olarak belirtmekte fayda var.

Sonrasında ise Maarif Kupası o veya bu sebeplerden bir türlü iki takım arasında oynanamamıştır.

Fakat bütün bu hadiseler bu yazının konusu değil, ne 1924 yılında iki takım arasında yaşanan tatsız olaylar, ne Fenerbahçe ile o zaman ki Federasyon arasındaki kavga ki kavganın esas sebebi Paris Seyahatinde yaşanan başı bozukluk dahi bu yazının konusu değil.

Bu yazının esas konusu Galatasaray Kaptanı Nihat Bekdik’in 31. Ekim 1924 sabahı Fenerbahçe Kulübüne giderek Maarif Kupası maçının mutlak olarak yapılacağı konusunda teminat vermesine rağmen 2 saat sonra Rusya’ya gitmesinin bu temiz milli sporcu hakkında bir tereddüt uyandırması ihtimaline binaen, Fenerbahçe Umumi Katibi Ali Naci Beye (Milliyet Gazetesinin Kurucusu)vapurdan yazdığı tarihi mektuptur…

“Fenerbahçe Kulübü beni affetmelidir. Sizden ayrılıp köprüye gelince 30-35 kişi beni bütün ısrarıma rağmen sürüklemeye başladılar. Biri kolumdan asılmış öteki yakamdan bir kaç kişi de arkamdan itiyorlardı, adeta posta edilmiş bir mücrim (suçlu) gibi sürüklüyorlardı. Bu suretle köprüyü geçtik ve Karaköy’de bekleyen motora atıldık.

Rıhtımda bir çok arkadaş müthiş bir gürültü içerisinde idi. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Aptallaşmış sersemlemiş bir haldeydim. Böyle iken motor hareket etti. O zaman ben bütün azmimin kırıldığını ve herşeyin bitmiş olduğunu gördüm. Gayri ihtiyari ağlamaya başladım. Çünkü başka hiç bir şeyin kalmamıştı. Olduğum yerde tepiniyor gitmemek için ısrar ediyordum. Benim bu halimi gören Muhtar, Mahir ve Mehmet şaşırmışlar ve yüzümü gözümü öpüyorlar ve beni teskin etmeye çalışıyorlardı. Ben bu haldeyken vapur hareket etmişti. Vapurun durdurulması için işaretler verildi borular öttürüldü, sonunda vapur durduruldu ve vapura zorla bindirildik. Üstümde bir elbise , empermabl (yağmurluk) ve bastonum vardı. Arkadaşlarımın tesellileri bana fayda etmiyordu. Düşün ki sözünü tutamıyan aciz mevkide bir sporcuydum.. Buna karşı teselli nasıl mümkün olur.

Emin ol bu seyahat bana pek acı ve neşesiz gelmektedir. Kafilenin en müteessir ve kederli ferdiyim. Fazla yazamayacağım , çünkü fazla müteessir oluyorum. Senden ve Fenerbahçeli arkadaşlardan son ricam beni affetmenizdir.”

Galatasaray Kaptanı Nihad
Mektubun asaleti başka hiç bir yoruma meydan bırakmıyor.
Kimse bilmez ama Galatasaray’ın Aslan lakabı, Aslan Nihad’dan gelmektedir. Çünkü yüreği, delikanlılığı ve erdemi ile tertemiz bir sporcudur Aslan Nihad.

Sadece onlar değil, 1914’de kendi kulüp binasından çıkmak zorunda kalan Galatasaray’ın Kurucusu Ali Sami Yen Bey’in Galatasaray’ın bütün evrakları ile beraber Fenerbahçe’nin lokaline taşındığı ve Galatasaray’ı 6 ay süre ile Fenerbahçe Kulübünden idare edecek kadar, Fenerbahçe’ye güvendiğini, her iki kulübünde uzun yıllar birbirlerinin kongrelerine temsilciler gönderecek kadar aralarında sıkı dostluğun var olduğunun da altını çizmek lazım…

15 yaşında Fenerbahçeli çocuklara saldıranlar nasıl bir camianın mensubu olduklarını, o camiaya kimlerin emek verdiğini ve nasıl bir camianın evladlarına saldırdıklarını bir daha düşünmelidirler…

Sözüm sadece Galatasaray’lılara değil, Fenerbahçelilere de, Beşiktaşlılara da…

Gerçek Kanaryalar, Aslanlar, Kartallar o eski terbiyeye, o eski kültüre ve erdeme sahip çıkmadıkları sürece daha çok böyle olaylar yaşarız..

İsmet Paşa’nın dediği gibi…

Bir ülkede namuslular da en az namussuzlar kadar cesur olmalıdırlar…
Yoksa Aslan olmak öyle kolay değil…
Bilgilerinize…

Mehmet Doğan
mehmetdogan@superonline.com

yazının orjinal linki :

16 Aralık 2010 Perşembe

Birisi Penny Taylor'a Basketbolun Takım Oyunu Olduğunu Hatırlatmalı !

Taurisi yok diye bütün topları kullanıp kahraman olmuş !
37 Sayı 7 Ribound 2 Asist...

-Biraz paslı oyna,takım oyunu oyna ! Mesela 2 sayı at ama 37 asist yap,o vakit ayakta alkışlayalım .Haksız mıyım ?
-Yok abi kesin haklısın.Kadının bencili hiç çekilmez zaten.

Şaka bir yana,helal olsun ! Müthiş bir perfomans !

10 Aralık 2010 Cuma

Bu maçta şaibe var :Fenerbahçe-Barcelona

Barceolana ,geçen haftaki lig maçından sonra taraftarının "Fener'i yenmeden İspanya'ya dönmeyin" tezahüratları ile salondan ayrıldı.Hatta Lorbek soyunma odasından dönüp salondan ayrılmayan seyircisine 3 lü çektirip söz verdi.(Mehmet Çiftçi'nin atladığı bir haber...)

Barca o hırsla maça adam başı 1000mg cathine almış gibi başladı.Öyle dramatik bir durum vardı ki ,bizimkilerin ellerini kaldırmasına fırsat vermeden şuta kalktılar,biz her hücümda kayaya (peker değil gerçek kaya,"stone" gibi) çarptık.


Devreyi "bu maç dönmez arkadaş" diye bitirdik.
Sonra "döner mi ?" dedik.
"Yok abi hakemleri de bağlamışlar,Yunan hakem verilir mi bu maça ?" diye dönmeyeceğine karar verdik.
"Aslında 2 hücüm boş dönseler her şey olabilir" diye fikir değiştirdik.
Bitime 5 dakika kala "ilk maçtaki sayı farkı kaçtı" muhabbeti başladı.8 sayıda mutabık kaldık.
O son anlarda Mirsad krallığını tescil eden riboundları aldı.
Kinsey uçtu, kaçtı.
Kaya aldığı plaketin etkisiyle mi bilinmez aklı başında işler yaptı.
Ukiç bayılana kadar (cidden bayılacak sandık,beni değiştirin diye işaret etti.O hareketi gören genç ricky üstüne gidip faul aldırdı,sayı attı...) mücadele edince skoru 66-69 oldu.

Son 2 dakikada fauller dışında basket olmadı.Onlar 3 defa faul çizgisine gittiler birinde 2/2 attılar diğerlerinde ilk defa faul kaçırsalarda birinin riboundunu aldılar.Biz bir kere gidip '2'de 1' attık !

Koç Spahija son anları "8 farkın üstüne yatalım" diye oynattı,yattık.
Siena'yi Montepaski'de(!) yenip lider döneriz diye salondan ayrıldık..

Unutmadan :
"Son hücümda atışı kullanmayan Fenerbahçe spor etiğine aykırı hareket etmiştir.Şike yapmıştır diyemem ama şike kokan bir hareket içinde olmuştur" konusunun telegol'da işlenmesini arz ederim.

6 Aralık 2010 Pazartesi

Alex Neden Türk Vatandaşı Olamıyor ?




Alex De Souza Neden Türk Vatandaşı Olamıyor ?

a) Fenerbahçe yönetimi  "100 gol barajını geçmeden yapmam" demiş,yakında başvurusu yapılacakmış.
b) Altan Tanrıkulu'nun 2 bidon kırsal motorin ile kendini yakma tehditi işe yarıyor.
c) Başvurmuş ama başvurusunda damga pulu eksikmiş.
d) Haluk Ulusoy dönemindeki başvurusu, uzun dönem askerlik yapacak ve sünnet olacak maddesi nedeniyle Alex'in eşi tarafından istenmemiş.
e) O kadar iyiyse neden İtalyan veya İspanyol vatandaşı olmuyor ?

2 Aralık 2010 Perşembe

Gözlerinden Ateş Çıkartanlar (Tosun Paşa'ya Saygılarımızla)

Tosun Paşa filminin en komik sahnelerinden biridir (o kadar çok sahane var ki,birine "en komik" demek bir diğerine haksızlık oluyor)

-Sen Tosun Paşasın ! Yalnız paşa olmak o kadar kolay değil !

-Yok canım
-Paşa dediğin sert bakışlı…Dik…Mağrur…Yiğit…Atılgandır…Gözleri ateş saçar…
-Lütfü Bey,ben hepsini yapıyorum da,gözlerimden ateş çıkartamıyorum o nasıl oluyor acaba ?

Fenerbahçe-Cibona önünde  3.çeyreği 74-51 önde kapatmışken koç Spahija 'nın istatistik kağıdına bakıp bir şeyler beğenmeyip yere fırlatması ,4.çeyreğin sonunda salon "100-100-100" moduna girmişken savunmada hata yapan belki biraz da gevşek davranan Emir'i kenara almasının yorumu nedir ?

Evet,disipline önem vermek,evet oyuncularının gözlerinden ateş çıkmasını istemek,evet hatasız bir kurgunun "olağan" hale gelmesini hedeflemek...

Oyuncularda da  "gözlerinden ateş çıkarmak" gibi bir çabayı savunma ve hücümda görmek mümkün...

Erbil'in oyuna gireceğinden emin bir şekilde hatasız ve serinkanlı oynama çabası (aslında ne kadar heyecanlı olduğu kaçırdığı faullerden belli) ,takımın set hücümlarında "erken" atışlardan israrla kaçınması , Greer'in "Hayırıdr İnşallah" dedirten savunma gayreti,Mirsad'in fark 25 olmuşken kaçırdığı bir şuttan sonra koçunun yüzüne bakması hep bu çabayı gösteriyor...

İnsan seyrederken güzele çabuk ısınıyor...Erken atışa ,savunmadaki unutkanlığa herkes aynı anda mırıldanabiliyor.Oyundan çıkan oyuncu için de "koç haklı abicim" diyebiliyor...

Takımın Aydın Örs ve Tanjeviç gibi disiplini "andımız" olarak ezberleten bir sisteme aşinalığı Spahija'nın en büyük avantajı.Çorbaya kattığı malzeme nedir peki  ? Oyuncular, savunmadaki disiplin kadar hücumdaki disiplinin de gereklilğine ikna olmuş gözüküyorlar.

Vidmar sakat, May belirsiz, Lavrinoviç henüz istenenden çok uzak olmasına rağmen şimdilik işler yolunda gidiyor ve oynanan oyun zevk veriyor.

Henüz son dakikalarda başa baş giden maçlarda ne yaparız ,farklı geriye düşülen maçları çevirebilir miyiz senaryolarını görmedik.Siena ve Barcelona maçlarında 2'de 2 yapılsa da 2'de 0 çekilsede takımın orta vadede içeride veya dışarıda "un ufak" olmayacağına dair güçlü bir inanış var.

Oyuncular gözlerinden ateş çıkarmak için ellerinden geleni yapıyorlar,onlara 15.000 kişi yürekten destek oluyor.15.000 kişi gelince de oyuncular gözlerinden ateş çıkarmak için ellerinden geleni yapıyorlar !

13 Kasım 2010 Cumartesi

Gurbette Fenerbahçeli Olmak

Bayram tatilini programlarken ,fikstür çekilmemişti.
Fikstürü bekledim,kaçacak muhtemel maçlara baktım...
Neyse tek maç kaçıracağım.

Gaziantep maçı oynanırken ilk yarısında havalimanında ikinci yarısında tahminen Yugoslav(Yugoslavya mı kaldı be ? ) semalarında olacağım.Ben havadayken Fenerbahçe hiç maç kaybetmedi bilgisine güvenmeli miyim ? Çocuk değilsin böyle bir korelasyon olamaz ! (ama kaybetmedi işte !) Internette bir Gaziantep-Fenerbahçe maçını Almanya'da takip etmiştim ve yenilmiştik ama o sayılmaz,şimdi havada olacağım.Uçak rötar yaparsa o konuda bir yaşanmışlığım yok :-)

Yıllara önce bir Fenerbahçe maçını Almanya'da bir Türk mahallesindeki "Türkish Sport Club" adı verilmiş içinde barı olan bir "kahvede" okey oynayan abilerin talihsiz yorumlarını dinleyerek  seyrederken barın sahibi "abi buralarda Fenerbahçeli olmak çok zor be,Her Allahın günü Galatasaraylısı,Beşiktaşlısı bizle uğraşıyor" demişti.Fenerbahçe'nin sezonda 3 teknik adam değiştirdiği bir dönemdi..."İlahi hocam,Fenerbahçeli Olmak her yerde zor demedim" onun yerine "haklısın" dedim...Hayatın belli dönemlerinde haklısın demeyi öğrenmek gerek...

Yıllar geçti Manchester'dan 6 gol yiyeceğimizi bilemeden düştük yollara(bilsek gitmez miydik ? Giderdik ."Hiç bir maç oynanmadan bilinmez" derdik !) 2 Araba çubuklu formalı adam bir benzin istasyonunda durduk.İçeride yüzlerce Manchester formalı adam...Oturduk bir köşede kahve içiyoruz.Yanımıza 3 arkadaş geldi."Biz de Fenerbahçeliyiz" diye söze girdiler.Biz sormadan nerede oturduklarını ,ne zaman İngiltere'ye geldiklerini anlattılar.İstanbul'dan geldiğimizi duyunca çok sevindiler,formamdaki yıldızları yara bandıyla niye kapattığımı merak ettiler,cevabımla çok ilgilendiler,sanki Samandıra'dan geliyormuşuz gibi son haberleri sordular.

Sonrada bir düğüne kravatsız ceketsiz gelip,herkesi takım elbise- kravatla görünce kıyafetinden utanıp,konuşurken elini kravat yapıp  yakasını kapatan o adamlar gibi "formasız geldik çünkü İngilizlerin arasında oturacağız abi" dediler.(Denizli'deki o uğursuz maça girerken fazla biletimiz olup olmadığını soran ve "abi ancak denizli tarafında bilet bulduk.10 -15 kişiyiz,onların tezahüratını bozmaya çalışacağız" diyen 17-18 yaşındaki arkadaşlarla henüz karşılaşmamıştım.Karşılaşınca ve bugün yazarken farklı bir tribünde oturmanın  tuhaf "suçluluk" duygusunu tekrar hissettim ve konudan bağımsız o gün "bir kaza olmaz di mi abi ?" diyenlere "rahat olun" dediğimi,bugün olsa yanı şeyi yapacağımı düşündüm...)

Manchester'a ters taraftan direksiyonlu minbüsleriyle taa İsviçre'den gelenleri ,"Hasan Şaş" formasıyla bu adamın tribünde ne işi var dediğimiz adamın Fenerbahçe yenildi diye üzülmesini,Trabzon formalı ağlayan ve "abi bu maç Fener'in hakkıydı" diyen adamları teselli ederken yaşadığım durumu ve dumuru (ki şimdi yazarken de aynı histeyim) unutmadım.

Hakkaten de gurbette takım tutmak zor.Fenerbahçeli olup Hamburg karşısında Galatasaray'ı destekleyeni,Galatasaraylı olup Q7 forması alanı,Beşiktaşlı olup Volkan Sevilla'da penaltı kurtarınca sevinçten ağlayanı sorgulamam gerektiğini biliyorum.

Yine de Fenerbahçe Avrupa'da maç yaparken bizim tribünlerde Galatasaray ve Beşiktaş formalı adamlar sanki daha az oluyormuş gibime geliyor...

Yine de abimiz haklıydı .Gurbette Fenerbahçeli Olmak zor iş...

7 Kasım 2010 Pazar

Bu Kalp Cleveland ve Memphis'i Unutur mu ?

2008-09 yılında Cleveland takımını yöneten Mike Brown abimize , her topu güzel kullanan güzel insan LeBron James kardeşimize ,sağlam bir performans gösteren Mo Willams  ve West kardeşlerimize, kısaca Kinsey'e "bana burada bu kadro içinde ekmek çıkmaz,döneyim gideyim Türkiye'ye" dedirten malzemecesinden taraftarına tüm Cleveland camiasına ,
"Ne işin var Türkiyeler'de, taş yerinde ağırdır ,dön gel yuvana.Sana kapımız her zaman açık" demeyen Memphis camiasına teşekkür ederiz.

Bu iki güzide NBA takımı sayesinde dövmesiyle(dövmesi olur mu kardeşim,dövmeleriyle !!) kafası çembere yakın vurduğu smaçlarıyla,sinsi top kapışlarıyla,bezdiren savunmasıyla,havada kademeli yükselişiyle müthiş bir oyuncuyu seyrediyoruz...

5 Kasım 2010 Cuma

"Tarihinin En Kötü Barselonası"

Basketbolda niye eski hakemler yorumculuk yapmıyor ?

"Fenerbahçe'nin yenmemesi tuhaf olurdu.Tarihin en kötü Barselonası var karşılarında.Fenerbahçe bu grupta mağlubiyet alırsa yazıklar olsun.Yemişim siena'yı ,sibona'yı..." veya "Hocam ben sana sorayım Fenerbahçe kart 192.000 olmuş öyle mi ? Siena kaç kart satıyor ? Yaaa.Yaaa...Ben anlamam arkadaşşş Siena Miena.O kadar kart satıyorum dersen yeneceksin kasaba takımını .Sonra insanın aklına geliyor tabii Lakers'ı yenince barselona kupa mı aldı ? Lakers genç oyuncularını oynattığı için yenildi....ya hocam..."


böyle tartışmalar olmayınca bir galibiyetin "etkisi" daha az mı oluyor acaba ?

Gece herkesin aklına Rivaldo'nun son dakika golü geldi,Erdal Koşanlar ile bir koşmaca içinde geçen yıllar geldi, geçen seneki maç geldi...

Emir'in 3.periyod biterken attığı üçlük maçı çevirdi desem diğerlerin haksızlık olacak ama çevirdi :-)

25 Ekim 2010 Pazartesi

O 1 Golü Atamamak

Fenerbahçe geçen sezonu son 10 maçta (ankaraspor hariç) sadece 1 gol yiyerek kapattığında bunun Fenerbahçe adına bir rekor olduğunu ve muhtemelen(araştırmadım,üşendim,fark etmez dedim) liglerde de bir rekor olduğunu ve bu rekora rağmen yenilen o tek golün nasıl olup da şampiyonluğu götürdüğünü yaz boyu düşündüm.

Bir yaz gecesinde "sorun yenen golde değil" dedim ,"Sorun atamadığımız o bir golde".
"Ne fark eder ? 1 gol yememek  veya 1 gol daha atmak .Her ikisi de aynı kapıya çıkar.Basit bir matematik bu" diyenler fena halde yanılıyorlar diye düşündüm ve hala aynı fikirdeyim.

Sahanızda gol yersiniz ama o bir fazla golü atarsınız.

26 yıldır Kadıköy'de maç seyreden biri olarak bazen taraftarın, bazen takımın veya sadece bir oyuncunun bazen de antrenörün o 1 golü ilave bir eforla attırdığına çok şahit oldum.Ne kadar isterse istesin taraftar ,oyuncu,yönetim,teknik ekip skorun üzerine yatmaya çalışırken o ilave eforu göstermezler gösteremezler...

Yaz biterken Fenerbahçe benim bu teorimi desteklemeye devam etti.
Young Boys ve Paok maçlarında da o 1 golü iki defa daha atamadık.

Sonbahar'da önce Beşiktaş'a karşı o 1 golü atamadık.
Sonbahar biterken kendi sahamızda 5.önemli maçta Galatasaray'a atamadığımız o 1 golle sayı da 5'e çıktı.

6.maç var mı kaldı mı bilemiyorum.İnşallah kalmamıştır,İnşallah 6.maç olmaz...

18 Ekim 2010 Pazartesi

Yenilerek Kadıköy'e Gelmesi Galatasaray'a Avantaj Mı ?

"Abicim yenildiğimiz bir yerde çok iyi oldu.Kadıköy'e artık mutlak galibiyet parolasıyla gideceğiz"
..
..
Futbol istatistikleri  (100 büyük Türk düşünüründen Fatih Terim "istatistik bir bilim değildir" dese de...) bize ışık tutabilecek bilgiler veriyor.Elbette ,hayat istatistiklere en büyük çalımları atıyor ,o da standart sapma oluyor !

Yenilmemleri kötü oldu diyen Fenerbahçelilere,yenilmemiz iyi oldu diyen Galatasaraylılara bir bilgiyi aşağıda sunalım.Galatasaray Kadıköy'e yenerek,yenilerek veya berabere kalarak geldiğinde ne gibi farklar olmuş hep beraber görelim.

2000-2001

30.Hafta Galatasaray-Adana 4-1
31.Hafta Fenerbahçe-Galatasaray 2-1

2001-2002
22.Hafta Galatasaray-Malatya 1-0
23.Hafta Fenerbahçe-Galatasaray 1-0

2002-2003
11.Hafta Galatasaray-Göztepe 3-1
6.Hafta (erteleme)Fenerbahçe-Galatasaray 6-0

2003-2004
22.Hafta Galatasaray-Konya 2-1
23.Hafta Fenerbahçe-Galatasaray 2-1

2004-2005
32.Hafta Galatasaray-Gençlerbirliği 1-2
33.Hafta Fenerbahçe-Galatasaray 1-0

2005-2006
30.Hafta Galatasaray-Rize 4-0
31.Hafta Fenerbahçe-Galatasaray 4-0

2006-2007
15.Hafta Galatasaray-Sivas 3-1
16.Hafta Fenerbahçe-Galatasaray 2-1

2007-2008
14.Hafta Galatasaray-IBB 2-2
15.Hafta Fenerbahçe-Galatasaray 2-0

2008-2009
9.Hafta Galatasaray-G.Antep 3-1
10.Hafta Fenerbahçe-Galatasaray 4-1

2009-2010
9.Hafta Galatasaray-Trabzon 4-3
10.Hafta Fenerbahçe-Galatasaray 3-1

14 Ekim 2010 Perşembe

Ah Abicim Ya,Emir Son Hücumda Oynamaz Mı Ya ?

"Evet polisim antrenör değilim ,ama özgüvenim ve futbol bilgimle bu kulübe faydam olacaksa o an şu andır" deyip Mustafa Denizli'ye taktik veren polisin görüntüsü  "hepimiz biliriz hepimiz anlarız,atla deve değil" ilkesinin  özetidir aslında...

Basketbol seyircisinin durumuysa daha avantajlı .
Salonda sesini duyurmak kolay !

Tabii basketbol seyircisi demişken " al semih'i biraz smaç yapalım be,bu tanyeiç manyak yaaa" diyen adamdan tutun, dün "Ya kaya gibi adamı aldık niye oynatmıyoruz,al oyuna,rakibi de tanıyor" diyen abimize geniş bir bilgi hazinesinden söz ettiğimizi de unutmayalım...Hele altyapı maçlarında ,2lig maçlarında sporcu yakınlarının,camia abilerinin yorumlarını duyan sağlıklı bir adam asla basketbol koçu olmaz !

"Vır vır yazdın ama sen ne biliyorsun kardeşim" derseniz orada duracaksınız,seyrettiğim canlı maç adedi yazıyı okuyan herhangi birinin yaşının 10 katıdır :-)

Fenerbahçeli kimliğimle son 1-5-15 yılda kaybedilişini gördüğüm farklı branşlarda irili ufaklı final maçı sayısı standart bir Fenerbahçeli ile aynıdır (zira o da manyakça tüm bu finalleri seyretmiştir)
..
..
Kupa maçlarını seyrettiğimde "bu Efes'i havada karada yeneriz" dedim.
Maç günü ,kadroların yazılı olduğu koltuğumuza bırakılmış broşüre(broşürü katlayıp hatıra diye cebime koydum.Aslında katlamam ama sığmadı)  bakınca "hiç uzunları yok bu iş sandığımdan da kolay olacak galiba" dedim.
İlk periyod yüzde bir milyon haklı çıktım...

Neyse gelelim maçı niye kaybettik sorusunun cevabına.

Bir.O günkü form durumu  nasıl olursa olsun, maç sonununda sahada bulundurulacak isimleri bir peçeteye yazıp hocaya versem ilk olarak Emir'i yazarım,"gerini siz tamamlayın" hocam derim...

İki.Lavrinoviç ve Tomas bu sezon Euroleague dahil  hiç bir maçta bir daha toplam 10 sayıdan az atmazlar,buraya not düşüyorum(İsteyen kaya peker'i de "identity element" olarak listeye ekleyebilir)

6 Ekim 2010 Çarşamba

Hiç Mi Yok ?

İlk golüm 1979 TSYD'de Raşit'in attığı gol.
Son golüm 2010'da Güiza kardeşimizin topuk golü (ki  teorik olarak Sabri'nin hat-trick yapması ile eşdeğerdir)

Her Galatasaray maçı için mutlaka birisi,  haftalar ,aylar öncesinden arar "Aman abi Galatasaray maçına bilet" der.Söz verirsiniz.Siz unutsanız onlar unutmaz "Abi çıkıyor-Abi çıkmış-Bitmez değil mi -Ya alamazsak-Abi yine ben ,alabildiniz mi ? "

Biletler çıkar çıkmaz alıp ona haber verirsiniz...O da müjdeyi oğluna,arkadaşına,sevgilisine verir.
Kalkar İstanbul'a gelirler...

Bazen yıllar önce maça gittiğiniz bir dostunuz oğluyla gelir.Maç öncesi stat önünde siz sohbet ederken oğlu kısık sesle  "Hadi baba geç kalmayalım" der.O duyguyu iyi bilirsiniz,bir şeyleri kaçırmamak ,erkenden girmek...

"Kadıköy'de bir Galatasaray maçını seyrettim" diyebilmek ,yıllar sonra bir sohbet sırasında "ben ordaydım oğlum" diye hava atmak...

Bugün yine bilet alırken aynı sözler.

Nasıl bitti ?
Hiç mi yok ?

Derin ve tarifsiz üzüntü.

"Kaç paraysa Kongre üyesi olacağım " sözü.
"Karaborsadan da olsa bulurum" meydan okuması.

En sonunda ,tüm biletler tükendi diye mutlu olup "Helal Olsun be" sözünü duyduğunuz an
klasik "Fenerbahçeli Olmak anlatılmaz,yaşanır" sözünün  MPEG görüntüsüdür.

29 Eylül 2010 Çarşamba

19,5 Sene Sonra Ali Sami Yen'de penaltı kazanmak

4 Mayıs 1991 Galatasaray Fenerbahçe'yi 4-1 yeniyor.

Galatasaray 4-0 öndeyken ,Yusuf Rıdvan'ı ceza alanı içinde "balta gibi dalarak" düşürüyor.

Rıdvan sakatlanıyor (ve yine ameliyat oluyor) Yusuf'un hareketi için maçın hakemi Ülkü Tırpancı sarı kartı yeterli buluyor.

Penaltı atışını Aykut Kocaman gole çeviriyor.

Rıdvan'ın sakatlığı sonucu Fenerbahçe oyunucu değişiklik haklarını tamamladığı için son 13 dakikayı 10 kişi oynuyor.

Yusuf maç sonunda büyük tepki görüyor vs vs

Fenerbahçe adına o talihsiz güne tanıklık edenler Fenerbahçe'nin bir sonraki penaltı için  19,5 sene bekleyeceğini onu da Galatasaray'a karşı değil de Kasımpaşa'ya karşı kullanacağını tahmin etmişler midir ?

"Abicim Fener hep kollanıyor,Alenka elle gol atmadı mı Konya'da ? "

Not: 4 Mayıs 1991'den bugüne başka penaltı var mı diye benimle kafa patlatan ,arşiv tarayan Ziya Aktürer ve Mustafa Güney'e teşekkürler.

15 Eylül 2010 Çarşamba

So Tired-Ozzy Osbourne


"En güzel slow şarkılardan bir kaset hazırlamak"
-iyi ama hangi şarkılar olacak, sadece rock mı ?
-kaseti kim dinleyecek, kendim için mi yoksa hediye mi edeceğim ? (ya kız hiç o tarzı sevmiyorsa ?)
-konser kayıtları da olmalı mı ?
-90lık mı, 60lık mı, 46lık mı ? (90lık bayar gibime geldi)
-kayıtları plaktan mı CD'den mi yapmalı ?
-TDK Chrome mu, Raks mı ? (Yoksa o kromlu SONY mi ? Yıllardır bekliyor, bu kıza değer. Değer mi ?)
-araya bir Türkçe şarkı da eklesem mi ?
-aynı topluluktan kaç şarkı olacak veya olacak mı ? (her iki yüzde bir tane olabilir sanki)
-peki, sıralama nasıl olacak ?

Hepsi zor sorular. En yakın arkadaşınız ile tartışsanız çözüm bulamayacağınız gibi en yakın arkadaşınız "yakın arkadaşlarınız" seviyesine gerileyebilir...Tanımadığınız ve konuya uzak biriyle konuşsanız manyaklığınızı tesciller...

Tüm bu sorular içinde bir başka bela soru daha var:
-A yüzünde ilk şarkı hangisi olacak ?
Öyle ya, açılış şarkısı çok önemlidir.
Nefis bir kasetin ilk şarkısı olarak seçilecek hatalı bir şarkı bir anda kasedi nefis olmaktan çıkarır !

İşte orada her zaman "So Tired"i gönül rahatlığıyla ilk sıraya koydum.

Ozzy abi'yi banvit-keskinoğlu düşmanı hareketlerinden ötürü duymuş, bombardıman  tadındaki şarkılarını 1-2 kez dinleyip beğenmemiş ama SO TIRED'ı ilk dinlediğimde tüm zamanlar için gönül rahatlığıyla ebedi açılış şarkısı yapabileceğimi anlamıştım...

So tired, küstüğümde, küstüğünde, aşık olduğumda, kırıldığımda, yorulduğumda, yeni başladığımda, Galatasaray'a koyduğumuzda, -dünya hali-Galatasaray yendiğinde "günün anlam ve önemini" anlatmakta o melankolik havasıyla veya o melankolik havasına rağmen hiç sıkıntı çekmedi.

Bazı şarkılar çok dinlenirse büyüsü kaçar diye düşünürüm. Wasted Time-Eagles, Babe-Styx , Yalnızlık Ömür Boyu-MFÖ, Stay-Ray-Goodman;Brown, Saturday Night-Eagles, Never Say Goodbye-Bonjovi ilk aklıma gelenler. So Tired için öyle bir endişem hiç olmadı...

Hayatımın her alanında  "And half a love that just isn't enough" sözüne hep sadık kalmak için çaba gösterdim.

Fenerbahçe'ye kırgın değilim.
Ben kırılırsam kimse kalmaz düşüncesi yıllardır milyonlarca insan gibi benim de peşimde ama çok yorgunum...
ve
Beşiktaş maçından başlayarak 3 galibiyet alsak yorgunluğumu unutacak kadar fırıldakım :-)

6 Eylül 2010 Pazartesi

İlk maçında kupa kazanan adam:Serkan Kırıntılı

Soyadı büfe ismini çağrıştıran,yüzü fena halde Kezman'a benzeyen Serkan Kırıntılı kariyerinin 2.profesyonel maçını 19 yaşındayken Adanaspor formasıyla Fenerbahçe'ye karşı oynamıştı.

Tarih 27 Mart 2004,gündüz maçı.

Fenerbahçe Adana'daki maçta 1-0 yenik durumu düşüp bol pozisyon verip Nobre'nin golleriyle  maçı çok zor çevirip 2-1 almış,ömrümüzden ömür gitmişti... O gün itibariyle 19 yaşındaki Serkan'ı, performansı ve kendine güveni ile zihnimdeki twitter'de "takip ettiklerim" arasına katmıştım.

Serkan Adanaspor'dan sonra her futbolcu için oynaması en tehlikeli kulüplerden biri olan Ankaragücü'ne geçti.Orada taraftar(!) ile arası açıldı.

Geçen sezon kendi kalecisi dahil tüm kalecilerin Fenerbahçe maçlarında yediği gollere "tuhaf" diyerek şike yapıldığını ima eden Adnan Polat ve benzerleri sayesinde Ankaragücü taraftarı ile sevgisi daha da depreşti !

Hayatta her şey kısmet !

Geçen yıl şampiyon olsaydık Serkan Kırıntılı Fenerbahçe'ye gelip tüm dedikodularla boğuşmayı göze alır mıydı ?

İlk maçında kupa kazananlardan biri olarak ilginç bir rekor sahibi olan Serkan Kırıntılı hayırlı olsun.

Bonservis ödemeden oyuncu almayan ama bonservis bedeli almadan oyuncu vermeyi gelenek haline getiren Fenerbahçe Serkan Kırıntılı için ne kadar bonservis bedeli ödedi  veya ödedi mi ? Cevabını düşünmek bile yorucu...

20 Ağustos 2010 Cuma

Pergelin İğnesini Batırıp Bir Daire Çiziyorum...

Pergel denince aklıma ilkokul yıllarında kullandığım ,içindeki kadife bölümüne gömülü  "yedek parçalarıyla" ,yeşi gri kutusu içindeki -tahminen- fabel markalı gümüş renkli pergelim gelir(di).Pergel takımının (öyle denirdi) doğum günümde hediye geldiğini ,içine kurşun kalem bir vidayla sıkıştırılan pergel sahibi sınıf arkadaşlarıma hava attığımı da hatırlıyorum.

Yukarıda "gelirdi" dedim.
4 yıldır aklıma Deivid De Souza geliyor.

Elinize dev bir pergel alıp Deivid'in etrafına 1,5 metre yarı çapında bir daire çizdiğinizi düşünün.O daireden 2.1 metre yüksekliğinde bir silindirin yukarı çıktığını varsayın.

İşte Deivid, o silindirin herhangi bir noktasına gelen  topu yerinden hiç kımıldamadan ayağında,kafasında yumuşatma becerisine sahip bir oyuncumuzdu.Hareket halindeyken gelen pası yumuşutma becerisini es geçtiğim düşünülmesin.Anlatmak istediğim ,topu kontrol edeyim derken duvara çarpan tenis topu gibi ayağından topu açan/kaçıran nice forvetle farkını daha net anlatabilmek.

Kadife top hakimiyeti yanında bitirici şutları ,ver-kaçlardaki ver ve kaç görevlerini zekice, başarıyla uygulması ve tek vuruşlarıyla "her genç kızın rüyası zetina dikiş makinası" tadında çok nitelikli bir futbolcuydu.

Dizilişte Gökhan Gönül'ün önünde yer almasına rağmen ,kendini devlet memuru gibi sadece o kulvardan sorumlu hissetmeyip göbeğe,hatta sola kaçıp tekrar aynı ciddiyetle yerine geldiği pozisyonlar gözümün önünde.Gökhan'ın önünde ona yol açan bir kar küreme aracı vazifesi görüp defansı peşine taktığını ,Gökhan'ın onunla beraberken çizgiye kolayca indiğini de unutmadan yazayım.


Top rakipteyken topun arkasına geçmeyi de çok iyi bildiğini ,belki de Fenerbahçe'nin sistemi gereği öğrendiğini nice maçta gördük.

Peki bu kadar yetenekli bir oyuncuyu neden kadroda tutmadık ?

"Geçirdiği ağır sakatlık sonrası toparlanamadı" klişesinde doğruluk payı var mı ? Yok değil elbette ama az.

Güiza efendinin sakatlık geçirmemiş halinden daha diri ,Mehmet Topuz'un futbol bilgisinden daha parlak,Kazım'dan her koşulda daha ciddi ve en az Alex kadar yetenekli ve belki de verimli olmasına rağmen geçen sezon hatalı teknik ve idari kararla yabancı kontenjanına takıldı.Farklı mevkilerde oynama lüksüne rağmen forma şansı bulamadı. 

Hele hele "yeterince hırslı değildi" sözüne takımın geneline bakınca katılmak mümkün değil !



Yönetimin vefa örneği gösterip sakatlık haline rağmen sözleşmesini uzatıp aldığı ücrete yaptığı okkalı zam Deivid'in sonu oldu.Bu ücret karşılıklı anlaşılarak düşürülse Deivid kalabilir miydi bilinmez.Brezilya'da yıllık ne kadar kazanacak olabilir ki ?

Türkiye'de futbol tercihleri rasyonellikten çok uzak.Deivid geçen sezonki son Trabzonspor maçında gol atsaydı (ligdeki tek golü olmasına rağmen) gönderilir miydi ?

Fenerbahçe'nin oyuncu alma ve gönderme politikalarına akıl erdirmek ,sebep sonuç ilişkisi kurmak çok zor.

Gollerin ve üstün becerinle sevgiyle hatırlanacak adamsın Deivid De Souza...


12 Ağustos 2010 Perşembe

Fenerbahçe'nin Belalısı :Cenk İşler !


Bir futbolcu kariyeri boyunca kaç kere sizin takımınıza gol atar ? 

Mesela Hakan Şükür Fenerbahçe karşısına çok çıkmıştır (47 maç), ensesiyle bile gol atmıştır (hatta bilerek eğildim ve ensemle attım demiştir,ki bu lafı bile ayrı bir yazı konusudur) Toplam da Fenerbahçe 'ye ligde 9 golü vardır (Lig+Kupa+TSYD ve diğer maçlar toplamı 21)

Peki bir futbolcu kaç farklı formayla çıkıp size gol atabilir ?

İki bilemedin üç.Hakan Şükür örneğinden gidersek toplam 21 golünü 3 ayrı formayla atmıştır.


Gezici santrafor tanımına "cuk oturan" Cenk İşler kolay kırılmayacak  bir rekora sahip.

4 büyükler Fenerbahçe, Galatasaray, Beşiktaş ve Trabzon'a farklı formalarla lig ve kupada tam 35 gol atmış !

Aslan payını Fenerbahçe'ya ayırmış.

Adanaspor formasıyla 4 gol
İstanbulspor formasıyla 1 gol
Konyaspor formasıyla 3 gol
Ankaragücü formasıyla 1 gol
Kayseri Erciyes formasıyla 2 gol
Kasımpaşa formasıyla 1 gol

Özetle 6 farklı takımla 12 gol !

Galatasaray'a 3 farklı formayla 8 gol,
BJK'a 5 farklı formayla 7 gol ,
Trabzonspor'a 4 farklı formayla 8 gol attığı notunu da meraklısı için yazayım.

Klasik taraftar söylemiyle :"Hadi Aziz Başkan,transfer mevsimi bitmeden al şu Cenk'i ,bitir bu çileyi..."

16 Temmuz 2010 Cuma

Fenerbahçe 30 yıldır Galatasaray'ı yenemiyor !

6 Kasım 2002 tarihindeki maçın devre arasında Hasan Şaş arkadaşlarına moral vermek için "vallahi bir şey yok bunlarda" diyordu,sonrası malum.İshalken gazoz içmemek gerek...

Galatasaray Fenerbahçe'yi niye yenemiyor veya Galatasaray penceresinden bakınca "niye Fener'e şansı  tutmuyor ?" Zor soru !

Galatasaray ve Fenerbahçe pek özel maç yapmazlar.
Yaparlarsa da, "cam çerceve inerse bize zararı olmasın" diye uzakta Almanya'da yaparlar.
1996'daki Gurbet Kupası maçından beri de özel maç yapmadılar.

TSYD,Donanma Kupası,Başbakanlık,Cumhurbaşkanlığı geleneksel kupalar,bence özel maç sayılmaz.
Eminim Galatasaraylılar da benle aynı fikirdedir.Neden mi ?

3 Ağustos 1980'de Fenerbahçe Vatan Kupasında Galatasaray'ı 3-2 yener


Bu maçtan sonra Galatasaray, tam 30 yıldır Fenerbahçe'ye özel maçlarda yenilmemiş !
Yani üzerlerinde stres olmayınca Galatasaray gerçek gücünü gösteriyor,sarı kırmızı/turuncu/mor formasının hakkını veriyor.Yukarıdaki sorunun cevabını da bulmuş olduk...

Bakalım haftaya ne olacak ?
"Özelde Galatasaray Genelde Fenerbahçe " dengesi bozulacak mı ?

Meraklısına not :Son 30 yıldaki toplam özel maç sayısı 5 olup,4 tanesi berabere bitmiş,birini Galatasaray kazanmıştır !

Yazarın maç sonrası notu : Galatasaray rekoru koruyamadı...

9 Temmuz 2010 Cuma

"Ahtapot'a Güveniyoruz,Metrobüs'e biniyoruz"


Kahin Ahtapot Paul’ün  2010-2011 futbol sezonumuza etkileri neler olacak ?

İşte Tam Liste !

Böyle  tırışkadan bir konuya ilk Telegol'un dahil olacağını tahmin etmek kolay ! Stüdyo’ya dev bir akvaryumun içine ahtapot konulacak .Çekimler onun önünde yapılacak ,8 kol adını verdikleri  ahtapota tahminler yaptırılacak.Gökmen ,2 program sonra ahtapot’un değiştirildiğini söyleyecek.Serhat Ulueren Ethica hastanesinden 8kol’un değişmediğini gösteren DNA testi sonuçlarını açıklayacak.

Fanatik gazetesi kendi ahtapotu “ahtapot selim” e at yarışı ve iddia tahminleri yaptıracak.
Beşiktaş tribünleri “deniz hayvanını yerim,tahminini yemem” pankartı açacak.

Vatan gazetesi bir akvaryuma Rijkaard,Schuster ve Aykut’un bulunduğu kavanozlar koyup “Önce kim gidecek ?” araştırması yapacak,tabii Aykut çıkacak !

Digiturk ,müzik ve radyo kanallarının bulunduğu balıklı görüntüye ahtapot ekleyecek.Dsmart ahtapot-tv’yi kurup HD yayına geçecek,CL ligi maçları buradan şifreli yayınlanacak.Tepkiler üzerine Bursaspor maçları şifresiz Fenerbahçe'ninki şifreli olacak.

Mehmet Çitçi,Marca gazetesine dayanarak yaptığı haberde Aziz Yıldırım’ın İspanya’nın en büyük ahtapot çiftliğinin hisselerini aldığını yazacak.Fenerbahçe resmi sitesi “Sayın başkanımızın ahtapot çiftliği olmadığı gibi ,herhangi bir çiftliği de yoktur.Son günlerde Fenerbahçe’nin Aziz Yıldırım’ın çiftliği olduğu haberlerini yapanlar hakkında kanuni işlem başlatılacaktır.Kamuoyuna saygıyla duyururuz” diyecek.

Reha Muhtar balıkadam kıyafeti giyip Turkuazoo’daki dev ahtapot ile canlı yayında top oynayacak.

Trabzonlu taraftarlar denizden yakaladıkları ve Temel -III adını verdikleri ahtapot’u yan hakeme atınca oyun duracak,yan hakemin yüzündeki vantuz çıkarılınca maça devam edecek.

Melih Gökçek karada yaşayan Ankara Ahtapot’unu yetiştirdiklerini açıklayacak.Haber yalan çıkacak.

Erman Toroğlu “ahtapotun sadece salatası iyi olur.Bak ahtapot dedin de, adamın biri kızla parkta otururken “keşke ahtapot olsam,8 kolum olsa da sana öyle sarılsam” deyince kız “sen önce elindeki iki kolu kullan yeter” demiş.8 kol ne demek yaw ,grup mu var ? 8 kol anca grup sekste olur” deyince RTÜK’ten uyarı alacak.

Dünyanın en büyük ahtapot'unu ,Atlanta'daki "Georgia Aquarium" dan satın almak için 3 büyükler kıyasıya savaşacak.Beşiktaş görüşmelerin başladığını ahtapot ile anlaştıklarını akvaryum sahibi ile görüşmelerin sürdüğünü borsaya bildirecek.Galatasaray,TOKİ'den Seyrantepe'nin önüne dev akvaryum yapılıp içine de ahtapotun konmasını isteyecek.FBTV'den  "Dev ahtapot Fenerbahçemiz'de" alt yazısı geçecek. Güiza + 2m Euro'ya dev ahtapot Türkiye'ye gelecek.Faruk Ilgaz tesislerine konulacak.

Galatasaray-Fenerbahçe maçından önce Digiturk kahin ahtapot Paul’e sonucu soracak.Saat başı canlı yayında Şansal Büyüka :”Şimdi Bahri’ye bağlanıyoruz,Bahri kulağın deliktir senin,var mı bir gelişme ?” diyecek.Sonuç “Galatasaray Kazanır” çıkınca ,Galatasaray taraftarları Fenerbahçe maçından önce “Ahtapot’a güveniyoruz,Metrobüse biniyoruz” pankartı açacaklar,Fenerbahçe maçı 3-1 kazanacak…

1 Temmuz 2010 Perşembe

Espri?

- Aykut sezon sonunda Fenerbahçe şampiyon olamazsa ne der?
- I couldn't

Keşke herşey o kadar basit olsa...

"Çifte Şampiyonluk" İçin Favoriniz Kim ?

Franz Beckenbauer abimizin kariyerinde çok sağlam bir rekor var.

Dünya Kupasını hem futbolcu(1974) hem de antrenör olarak(1990) kazanmış. “Mario Zagallo da o işi yapmış ne var bunda büyütecek ?” diyen çok anti-franzçı olduğunu biliyorum.Hatta onlar söylemeden ilave edelim “Maradona ve Dunga’da bu yolda yürüyorlar”

Ancak Franz Abi ,Şampiyon Kulüpler Kupası /Şampiyonlar ligi’ni de hem oyuncu hem antrenör olarak kazanmış ! Alman ligini de…İşte böylesi "çifte şampiyonluk" yaşayanı bulmak mümkün değil !

Peki ,Türkiye liginde formasını giydiği takımla "hem oyuncu hem antrenör olarak lig şampiyonluğu" yaşayan var mı ?

Var !

Önce Fikret Arıcan !
Fenerbahçe’nin 1935 Türkiye Birinciliğinde,1937 ve 1940’daki Milli Küme Şampiyonluklarında oyuncu ,1945 ve 1946 Milli küme Şampiyonluğunda hem oyuncu hem antrenör olarak Şampiyonluk yaşamış.Fenerbahçe marşında da adı geçen Fikret Arıcan ,Fikret Kırcan ile karışmasın diye “Büyük” Fikret olarak anılır .Yaşına hürmeten verilen “büyük” unvanını olağanüstü kariyerine de çok yakışmıştır desek abartı olmaz.Oyuncu ve antrenör olarak şampiyonluk yaşamasından 40 sene sonra Fenerbahçe’de başkanlığı yaptığı dönemde de şampiyonluk (1984-85) yaşarak kırılması imkansız bir rekora sahip olmuştur ! Belki gün gelir onun adı da bir yerlere verilir...

Beşiktaşlı Eşref Bilgiç de Beşiktaş’ın 1941 ‘de Milli Küme’yi kazanan kadrosunda oyuncu ,-bir çok kaynağa göre-1957’de kazanılan Federasyon Kupası’nda teknik adam olarak şampiyonluk sevincini yaşamış.

Geçen sene bu zamanlar bu yazıyı yazsaydık “1959’dan sonra bu başarıyı gösteren yok “ der,bitirirdik.

Ertuğrul Sağlam, aynı forma altında olmasa da, 1995 ‘de Beşiktaş’da oyuncu ,2010’da Bursaspor’da antrenör olarak şampiyonluk resimlerinde yer alarak 1959 sonrası “profesyonel” ligde bu "çifte şampiyonluk yaşayan adam" apoletini omzuna takan ilk isim oldu.

Bülent Uygun ,Ertuğrul Sağlam gibi futbolculuğunda başka,antrenörlüğünde başka forma ile , Şenol Güneş ise futbolculuk ve teknik adamlığında aynı forma ile daha önce bu apolete çok çok yaklaşıp kaçıranlardan.Hala da bu şansları var...

Rıza Çalımbay,Bülent Korkmaz ,Samet Aybaba ,Mehmet Özdilek,Tolunay Kafkas da bugün itibariyle elbette adaylar ama favori değiller.

En büyük favoriyse işe başlayalı henüz 3-4 gün oldu...
Yolu(muz) açık olsun !
(24 Mayıs 2011)

24 Haziran 2010 Perşembe

"Bir Gün Herkes Fenerbahçeli Olacak" Vol 12

İçi boş ama söylenmesi hoş "Bir Gün Herkes Fenerbahçeli Olacak" sloganının en taze ürünü güzel insan hamiyetperver vatandaş Kaya Peker olmuş !

Hırslı mı ? Öff hem de nasıl .

Varını yoğunu ortaya koyar mı ? Tabii.

Çocukken odasında 103 gollü şampiyonluğun poster mevcut muymuş ? Olmaz mı ,Hatta Hasan Vezir'in resmini kesmiş !

Profesyonel mi ? En kralı.

Yetenekli mi ? Final4 bile oynamış

Milli mi ? Tanjeviç taktı ama millidir.

İçki Sigara Var mı ? Yok,ayda yılda bir arkadaş toplantılarında cathine alır,o kadar.

Pasta süsleri hazır ,yersen.
Fenerbahçeli olmak bir şapka giyme uzaklığında...

23 Mart tarihinde kendisini Fenerbahçe'de görmek dileğiyle şöyle demişiz. Ne mutlu bize !

Fatih Hocamız da boşta ? Uçurur takımı.Hadi be başkan....

11 Haziran 2010 Cuma

Stoch: Disiplinsiz,Alkol Bağımlısı,Müzmin Sakat ama Yetenekli

Birisi çıkıp kral çıplak demeli !

Fenerbahçe hiç ders almaz mı ?

Yıllar önce bir başka "Miroslav" isimli oyuncu ,Miroslav Tanga getirilip sezon başında geri gönderilmedi mi ?

Yıllarca Chelsea'da disiplinsiz davranışları nedeniyle forma şansı bulamayan (sadece 4 defa A takımda oynamış !!!) ve zorunlu olarak aynı Fenerbahçe'nin Colin Kazım'ı Fransa'ya kiralanıp derin bir "ohhh" çekmesi gibi  Twente'ye apar topar kiralanıp "ohh çekilen" Stoch Fenerbahçe'de uslu duracak mı ?

Hepsini geçtik Stoch kaç numaralı formayı giyiyor ? 9 
Yani Güiza'nın numarası.Pek yakında bir 9 numara krizi Fenerbahçe yönetiminin başını ağrıtırsa hiç de sürpriz olmaz ! Oğuz-Tanju 10 numara krizini ve kaçan şampiyonluğu hatırlatmak boynumuzun borcu !

Doğu bloku ülkelerindeki gençlerin çok alkol tükettikleri bir gerçek.Stoch da o iklimde büyümüş,büyüklerin yanında bacak bacak üstüne atan,birasını içen bir genç. En önemli deplasman öncesi "alışmışım bir kere,bana bir duble viski verin " derse ?

Stoch'un sakat olduğu ve kurt hoca Rijkard'ın bu nedenle ondan vazgeçtiği de kulislerde fısıldanıyor ancak Fenerbahçe yönetimi ezeli rakibine bir gol atmak için bunları duymuyor bile.Stoch'un kronik iç kulak iltihabı olduğu ve bu nedenle uçağa binemediği daha doğrusu bindiği ama kulak ağrısı nedeniyle bir türlü inemediği ,bazen bu oyuncu yüzünden saatlerce uçağın havada kaldığını KLM pilotlarından öğrenmek için sadece sormak yeterli .Milyonluk bir oyuncu için bunu yapmak zor mu ?

Tribünler de "ismine kolay tezahürat yapılamaz" diye tedirgin,kombine iadesi yapılacağı bile konuşulmuş,araya hatırlı kişiler girince vazgeçilmiş.

Haa,Stoch yeteneksiz mi ? Asla.Ancak çok riskli bir transfer.Umarım biz yanılırız ve Stoch Fenerbahçe'yi Avrupa'da -aynı Galatasaray gibi- kupalara uzandırır...

2 Haziran 2010 Çarşamba

Son 10 Saniye

Aklıma "Fenerbahçe-Basketbol-Şampiyonluk" yazıp "ara" tuşuna basıyorum.

1990-91 sezonundayız.

Çetin Yılmaz idaresindeki Fenerbahçe son maçta Tofaş önünde saniyelerin geçmesini bekliyor.

Sanki slip don ve fanila giymiş gibi bedenine yapışmış formasıyla Aliço, tek eliyle, hızlı hızlı koşarak top sürerek zamanı bitiriyor.Taraftar 10-9-8-7-6-...diye hayatımın en güzel geri sayımını yapıyor.Sayım  bitiyor ve Fenerbahçe şampiyon !

Bu gecede inşallah son saniyeleri sayarız...

22 Mayıs 2010 Cumartesi

BEN HER SEVİNCİMİ SANA SARILARAK YAŞADIM ACIMI DA SENİN GÖLGENDE DİNDİRECEĞİM



Bir haftadır Avrupa sıralamasında 4. ve 5. liği paylaşan büyüklükleri kendinden menkul 2 takım taraftarı ağzından köpükler saçarak 2 kupada da final oynayan Fenerbahçe taraftarı ile dalga geçmeye çalışıyor. Kendi durumlarını bile görmeden Fenerbahçe'ye saldırmalarının nedeni olsa olsa kuyruk acısıdır. Ne de olsa birinin elinden Süper Kupayı aldık diğerine 2 maçta toplam 4 gol attık ve her ikisini de şampiyonluk yolunda ezip geçtik.
Galatasaray'ı evinde yenip şampiyonluk potasına girdiğimizden bu yana Ülkenin üçte ikisi bukalemun gibi renk değiştirdi. bir hafta sarı kırmızı oldular kayserinin gölgesine sığındılar olmadı, öbür hafta kırmızı siyahtan medet umdular,diğerinde lacivert beyazdan. Az kalsın bir ara sarı lacivert olacaklardı ama Ankaragücü'nün rengi yeşil beyaza çalmıştı da Sarı-Lacivert onurunu korudu. Kupa maçında kendi takımlarını düşünmeden bordo maviydiler, Kupayı trabzon aldı, Avrupa liginde onları bir sıra geri kaydırdı ama onlar çoktan elenip gittikleri kupada Finalde kaybeden Fenerbahçe taraftarının peşindeydiler.
Pazar gecesi tabi ki bordo maviydiler. Maç berabere bitti. Şampiyon Bursaspor oldu.
Peki oldu da ne oldu kaybeden Fenerbahçe mi oldu?
Onun paçasından çekmek için renkden renge girenler, kül bulutu dağıldığında aynada kendilerini görecekler. Yeni Avrupa ligi için yaz ortasında 2., 3. ön elemeleri oynarken, yine kaybedenin kendileri olduğunu anlayacaklar.
Pazar gecesi Fenerbahçe 1 şampiyonluk kaybetti. Doğrudur ama onurunu kaybetmedi. Taraftarı renkten renge girmedi, Son 10 maçın 9'unda kazanan oldu. 9 hafta boyunca kendi adına sevindi, son hafta kendi adına üzüldü. Her zaman olduğu gibi sarıldığı bayrak tek olacak. Sevincinde olduğu gibi acısını da onun gölgesine sığınarak yaşayacak. Futbol'da kaybettiğinin acısını mayıs ayı boyunca kazandığı onlarca şampiyonluk kupasının ışıltısında azaltacak. Bilecek ki bu ülkede tek büyük var o da FENERBAHÇE. Gidecek kombinesini alacak, Feneriumları talan edecek. Bilenecek.. Hırslanacak, bir sonraki sezon daha da güçlenerek yine 17'sinin de karşısına dikilecek..
Atena'nın gayda eşliğinde söylediği marşta olduğu gibi

Tek başına
yıkılmadan
Kıyamete kadar

20 Mayıs 2010 Perşembe

16 Mayıs 2010 Saat: 19.55




Tekrar o ana dönmek mümkün olsa,yani maça 5 dakika kalmış ,okul açıkta yukarıdaki olağanüstü görüntü var ve Fahir Atakoğlu'nun insanın tüylerini diken diken eden o marşı çalıyor.

"Sonunda kupa yoksa asla tekrar yaşamak istemem" diyen olur mu ?

"Seneye kaybedeceksek de erken kaybedelim,son maça stresini istemem " diyen çıkar mı ?

"Bazen küçük bir an için ömür bile verilir" şarkısından başka bir son cümle aklıma gelmiyor...

Beklenen Gün Gelecekse Çekilen Çile Kutsaldır

En son girişi Bozkurt abi "Şafak 2" diye yapmış...
Şimdi ne kadar kızsa yeridir "Kazanırken nerdeydin, sen de mi leş kargası oldun" diye, söz yok, özür yok, haklı olur.

Lakin, şafak geri tepti, hem de ne tepmek. Şimdi şafak 360 küsur yeniden.
Şimdi önce hoca kovulacak müsait bir şekilde. Onun heyecanıyla daha küçük bir şafak girecek devreye; yeni hoca ne zaman belli olacak?

O bitecek, 1 Temmuz itibariyle başlayan transfer dönemi Dünya Kupası'yla örgü olacak. Fenerbahçeli'yi aşağısı kurtarmadığı için orada parlayan kim varsa onları beğenecek, çubukluya photoshop'layacak. Al sana bir şafak daha; ilk imza ne zaman belli olacak?

Burası Fenerbahçe... Burada şafak bitmez...

14 Mayıs 2010 Cuma

Şafak 2

İş hayatı haftalardır verimsiz ve isteksiz.

Haftasonları tüm ailevi programlar, o gün maç olmasa dahi  17 Mayıs'a kadar askıya alındı.

Heyecan , itirafı zor endişeler , çoşku , tutku  "ortaya karışık"  bir şekilde içimizden çıkmıyor.

"Bir terslik olmaz di mi abi ?" sorusunu soruyoruz.

"Olabilir,futbol bu" cevabı gelirse "hadi len oradan,o bir kere olur" diye kabul etmiyoruz.

"Yok abi rahat olun bitti bu iş" denirse "bak herkes rehavet içinde" diye delleniyoruz.

Bilet arayanların heyecanı bileti-kombinesi olanları bile etkiliyor.15 yıldır görmediğiniz arkadaşınız "abi bilet bulmak mümkün mü ya ?" diye arıyor.Arayanların yarısı gelecek sene kombine almaya karar veriyor !

"İlk dakikalarda bir gol bulursak" sözü haftanın en favorisi...

"Bence maç uzun süre 0-0 gider.Çok zorlanır. 85.'de falan atarız" sözü dahi küçük tansiyonu 12'ye fırlatabilecek bir "espri"

Bursaspor ,Baliçli-Mususili-Ercümentli Inter-toto maçlarından bu yana tarihinin en büyük halk desteğine Pazar akşamı sahip olacak...

Beklemek zor.

Maç 2 saat sonra başlayacak desek hepimiz "tamam" deriz.

Ama mecburen bekliyoruz...

"Bekleyin sarı – lacivertli askerler, tezkereye az kaldı. -İslam Çupi"

6 Mayıs 2010 Perşembe

Senaryo Yazımına Giriş-101


Senaryo 1
Fenerbahçe Ankara'da 2-0 yenilir.
"Samandıra'yı basan taraftarlar Volkan'ı tokatladı ,Yılmaz Vural olsaydı bunlar olmazdı ,Daum zaten Gs ile anlaşmış" haberleri çıkar.

Fenerbahçe Trabzon'u son dakikalarda attığı gol ile 1-0 yener.
Bursa son dakikada BJK'ya 1-0 yenilir.
Yıldırım Demirören'in  istifası borsaya bildirilir .12 saat sonra Demirören geri döner,tekrar borsaya bildirilir.

Bursa ve İstanbul başta olmak üzere acil servisler dolup taşar...

Senaryo 2
Fenerbahçe Ankaragücü'nü yener.
"Fenerbahçe Şampiy..." başlıkları atılır.
Blica ve Santos bir gece kulübünden sabah 5'de çıkarken görüntülenirler.

Son hafta Fenerbahçe Trabzon ile 1-1 berabere kalır.
Bursa da BJK ile berabere kalır.
Yıldırım Demirören hakeme hakeret edip 30 gün hak mahrumiyeti alır.

Bursa ve İstanbul başta olmak üzere acil servisler dolup taşar...
Fenerbahçe serominede ıslıklanır.

Senaryo 3
Fenerbahçe Ankaragücü ile beraber kalır.

Mehmet Ali Birand ve Hasan Cemal Bursa'dan yeşil beyaz kravtla canlı yayın  yaparlar.
Fenerbahçe Trabzon'u yener.
Bursa Beşiktaş ile berabere kalır.
BJK maçın tekrarını ister,kabul edilmez.

Bursa ve İstanbul başta olmak üzere acil servisler dolup taşar...

Senaryo 4
Fenerbahçe hem Ankaragücü hem Trabzon'u yener
Bursa Beşiktaş'a 5 çeker.

Demirören "Beşiktaş'ın büyüklüğü ne kupa büyüklüğüdür ne şampiyonluk" demecini verir.
Adnan Polat 20 metreden gol yiyen Bursa kalecisi Ivankov'dan şüphelenir.
Vatan Gazetesi "Gönüllerin Şampiyonu Bursaspor" posteri verir.

Aziz Yıldırım istifa eder,1 ay sonra geri döner.
Fenerbahçe Daum'u kovup Maradona ile anlaşır.

4 Senaryo'dan bağımsız Senaryo
Beşiktaş Blica ve Ali Bilgin ile anlaştığını borsaya bildirir.

28 Nisan 2010 Çarşamba

Aşık'ınım yanında olamasam da !



Yıllar önce yöneticilik seminerlerinde oynatılan bir oyun vardı.
Çok basitçe Ü malı üretiyordu ama pazarlayamıyordu.P ise malı üretemiyor ama pazarlayabiliyordu.

Oyunda kişiler veya gruplar ikiye ayrılıp Ü ve P oluyorlardı.
Oyunun kuralı da çok çok basitti.
Ü ve P ,10 dakika içinde anlaşıp ortaya çıkacak toplam karı belli yüzdelerle paylaşacaklardı.Tabii akla en yatkını fifti fifti ! Ama olmuyor ,10 dakika dolduğunda oyuna katılanların çoğunluğu  "ben üretmesem sen ne satcan lan düdük ? ben olmasam sen üretsen ne yazar zurna ?"  tadındaki pazarlıkları sonucu  "anlaşamadık" diyorlardı...

Vidmar ile Ömer'in boşluğu doldurulacak ,Efes Pilsen bu yıl doping ,oyunucu ayartma ve hakem ayarlama işlerinden elini eteğini çekecek diye düşünmek saflıktan fazlası olur !

Kontratlar,İhtarnameler,Menajerler,İlkeler ,Haklılar ,Haksızlar vs ...Aurelio'da olduğu gibi "haklı olmak" istemiyorum !

Ömer Aşık'ı benchin arkasında kot pantolon -tshirt ile değil sahada yanımızda görmek istiyorum.





26 Nisan 2010 Pazartesi

Birer birer sıyrıldı rakiplerinden

Formanın yakası kalkmış,2.golü atınca tebrik edenleri çabucak uzaklaştırmış, elinde top santraya gidiyor...Uche'nin kafası ,yapımı devam eden okul açık'ın 2.veya 3.sırasına kadar çıkmış 3 olmuş...Birisi mikrofonu kapmış "Fener goool goool gool" diye bağırıp bağırtmaya çalışıyor...

Sonra kilitlenen Erzrum maçı."Abi buradan verirsek yazık olur" diyoruz...

Karadeniz'de final.Samsunspor  golü atınca Trabzonspor ishalken litrelik gazoz içmiş adam misali salmış durumda.Gönüllerin şampiyonu önünde anında 4-0 yenik.Revivo 1-1 yapıyor ama Samsunspor tüm zamanların teşvik primi rekoru ile saldırmaktan vazgeçecek değil...Ataktayız,Yusuf kafayla gol atabilir mi ? Ancak birisinin topu kafasına çarptırması gerek !

Kasımpaşa ile gündüz maçının stresini maç öncesinde düşürebilen, "boşuna gelmemiştir" dedirten ,"birer birer sıyrıldı rakiplerinden" denince ilk akla gelen...

20 Nisan 2010 Salı

Kundakçılığı Teşvik ve Aile Planlamasına Darbe

Blica'nın insanlık dışı hareketi,maçı tatil etmesi gerekirken  devam ettirip(!) rengini belli eden  hakemin bedava kartları,Beşiktaş'ın verilmeyen penaltısı derken 2 önemli konu gündemden düşüverdi ! Zaten Fenerbahçe böyle gündem değiştirme işlerini yıllardır iyi beceriyor.

Yukarıdaki resme dikkatli bakın.

Bu sıradan bir pankart değil tüm tribünü kaplamış durumda "BU DÜNYAYI YAKARIZ ŞAMPİYONLUK GELİNCE" diyor.Öncelikle cümle düşük ama bunu geçtik .Her yıl ormanları yangınlarına karşı  korumak için milyonlarca dolar ödeyen ve  "yangın söndürme uçakları" alan bir ülkede böyle pankart olur mu ?

Kundakçılık böyle teşvik edilir mi ? Neymiş şampiyon olursa dünyayı yakacakmış .Orman bakanı , İç İşleri Bakanı bu pankartı görüp de işlem yapmıyorsa yazık ! Ama yapmayacaklar Aziz Yıldırım korkusu her yanı sarmış !


Şimdiki yukarıdaki fotoğrafa bakın.Çocuklarım maçta bu iğrençliği görüp ,"baba bu ne ?" dediklerinde yutkundum.

Ülkemiz her yıl milyonlarca lirayı  "Aile ve Nüfüs Planlaması" için harcıyor.Ancak elin oğlu gelip hamileliği teşvik eden yukarıdaki görüntüyü veriyor.Hem de bir kere de değil,İBB maçında da yapıyor Beşiktaş maçında da ! Dikkat edin sonra da topu aşağıdan çıkarıyor,yasadışı kürtajı da teşvik ediyor .Alex efendi,bizler o mesajı çok net anlıyoruz ama hala anlamayanlar,görmeyenler var ! Aileden Sorumlu Devlet Bakanımız ,UNICEF, ULEB bunları görmüyor mu ? Görüyor ama 3 maymunu oynuyorlar...

Medeni bir ülkede bu maç, bu görüntülerden sonra tatil veya tekrar edilir.
ama
Burası Türkiye ve medya Fenerbahçe'nin  güdümünde.

2 gündür bundan daha zırva yorumları okuyan Bozkurt'un tavsiyesi :

EZELİ RAKİBİMİZİN ZOR KARARI


Malum bu hafta sonu Bursa Galatasaray maçı var. Eğer GS puan alırsa Fenerbahçe'nin önünü açmış olacak. Bu nedenle gerek futbolcu ve yönetim, gerekse pek büyük takımın, kendi ahlak ilkelerine yakışır taraftarları arasında bu ikilem bu haftanın en önemli gündem maddesi. Gazetelerin internet sitelerine göre futbolcular ciddi ciddi bu durumu tartışıyor, aşağı tükürsen sakal, yukarı tükürsen bıyık arasında bocalıyorlarmış. Takım o kadar gergin ki antremanda futbolcular sille tokat birbirine girmiş, Arda Caner'in dudağını patlatmış. Bu haberlere yazılan yorumlar ise tam bir facia.Taraftarın tamamı Fenerbahçe şampiyon olacağına takımlarının yenilmesinden yana. Düşüncelerini en ağır dille ifade ediyor. Bütün sezon yaşadığı ezikliğin acısını bu şekilde telafi etmeye çalışıyor.
Bu tartışmalara rağmen şampiyonluğa giden iki takımın maçı farklı saatlerde. Fenerbahçe'nin Kasımpaşa'yı yenmesinin, zaten ikilem yaşayan Galatasaray yönetimi ve futbolcularını iyice zora sokacağı aşikar. Bu kadar şaibenin dolaştığı bir ortamda her türlü yönetim kabiliyetinden yoksun Federasyonun yayıncı kuruluşun çıkarları zedelenmesin diye maçı aynı saatte oynatmayarak etik değerleri katlediyor olması ise hiç de şaştırtıcı değil.

Bu hafta sonu ne olur bilemem ama Galatasaray bu kadar olaydan sonra yenilirse, gerçekten yenildiklerine kendilerini bile inandıramayacaklar. Galiba Galatasaray için en acı sonuç beraberlik olacak. Çünkü o zaman hem Fenerbahçe'yi lider yapmış, hem de kendi şanşını tüketmiş olacaklar.

Dilerim haftayı Lider bitiren Fenerbahçe olur.

14 Nisan 2010 Çarşamba

1934'de kaybedilen şampiyonluğun hikayesi



Tarihin sayfalarında dolaşırken bazen zaman kavramını yitiriyorum. Federasyon kavgaları, hakem rezaletleri, Galatasay’ın üçkağıtları, Beşiktaş’ın duruşu sanki bugünün haberleriymiş gibi, hani isimleri çıkartıp haberleri koysam, kimse farkı anlamayacak. Çoğu zaman okuduğum haberin bundan 75-80 yıl öncesine ait olduğuna kendimi inandırmak için tekrar tekrar derginin kapağına bakıp kontrol ediyorum. Örnek mi? İşte size Beşiktaş’ın 1933-1934 yılı şampiyonluğunun hikayesi…

1933-1934 sezonu çok hareketli geçmiştir. Fenerbahçe İstanbul Ligi'ni lider götürürken, 23 Şubat 1934 tarihindeki Galatasaray maçında büyük kavgalar çıkmış, Galatasaray'dan 8, Fenerbahçe'den 9 futbolcu hak mahrumiyetine çarptırılmıştır. (bazıları iki takım arasındaki ezeli rekabeti bu maça bağlar) Beşiktaş’la yapılan lig maçında ise hakem, Beşiktaşlıların arabasıyla gelmiş, maç boyunca da Fenerbahçelileri deli edecek kararlar alarak maçı içinden çıkılmaz bir hale getirmiştir.
Beşiktaş’ın Eyüp maçı ise bir başka alemdir. Eyüp anlaşılmaz bir şekilde en iyi oyuncularından yoksun çıkmıştır maça. Üstelik hakem Şazi bey’de oyunu “çok fena” idare etmiş, yanlış kararlar alıp, faulleri görmezden gelmiştir Şazi bey önce 15. dakikadaki golde Beşiktaş’ın açık ofsaytını görmemiş, ardından birinci yarının sonralarında verdiği bir uydurma penaltı ile Beşiktaş ikinci yarıya 3-0 önde girmiştir. İkinci yarının başında Beşiktaş’ın attığı 4. gole 70. dakika Eyüp’ün sol içi Mesalim attığı golle cevap vermiş ancak hakem ofsayt gerekçesiyle golü saymamış, bunun üzerine Beşkitaş’ın müdafilerinden biri Mesalim’e yumruğu indirmiş, çıkan kavga sonrası Eyüp takımı maçtan çekilmiş, Mesalim de soluğu karakolda alıp kendisine vuranı şikayet etmiştir. (1934 yılı Olimpiyat dergisinin yalancısıyım)
Sezonunun son haftasına gelindiğinde eğer Fenerbahçe Galatasaray’ı yenerse şampiyon olacak, yenemezse şampiyon Beşiktaş olacaktır. Fenerbahçe maç öncesinde idari heyete B takımından oyuncu oynatmak için baş vurur. Aldığı cevap eğer oynatırsa diskalifiye edileceği yönündedir. Oysaki sahaya çıkan Fenerbahçe’yi bir sürpriz beklemektedir. Rakibi Galatasaray’da B takımından tam 3 oyuncu yer almaktadır. Maç 0-0 biter. Fenerbahçe Galatasaray’ın gayri nizami oyuncu oynatmasına itiraz eder. Bu itiraz futbol heyetinde ve mıntıka merkezinde konuşulduktan sonra maçın tekrar oynanmasına karar verilerek Türkiye futbol Federasyonuna havale edilir. Federasyon ise bu kararı onaylamaz. Beşiktaş şampiyon olur. (Çok şaşırtıcı değil mi:-))

Hakkını vermek lazım. O zamandan bu zamana değişen şeyler de var. Örneğin bu yazıların yer aldığı Olimpiyat spor mecmuası bir Galatasaray’lı olan Sadun Galip’ ait. Ona rağmen yazılarında bugünün kalemşörlerinden farklı olarak tarafsız davranabiliyor. Yukarıdaki resim 0-0 biten maçın ardından Fenerbahçe’nin şikayeti ile ilgili yazılmış bir yazı. Yanlışlığı yapan kendi takımı olmasına rağmen bahaneler üretip, Fenerbahçeye saldırmıyor ya da , Fenerbahçe şampiyon olacağına kardeş takım Beşiktaş olsun demiyor. Dahası Federasyonu eleştiriyor.
Ama öte yandan geçen bunca zaman içinde Federasyon, Hakemler, Beşiktaş, Galatasaray hiç değişmemiş ve Fenerbahçe o zaman olduğu gibi bugün de hepsine tek başına kafa tutup mücade etmeye devam ediyor. Ne mutlu ki Fenerbahçeliyim.

13 Nisan 2010 Salı

27 Takım,18 Stad,108 GOL

Alex'in istatistiklerinde gezmek büyük bir keyif...

Hele onu eleştirmeyi "futbolu bilmek" sananlara karşı Alex'in görkemli rakamları söyleyip veremeyecekleri cevapları beklemek ayrı bir "galibiyet" hazzı !

Onu hınçla eleştirenlerle aynı fikirde olduğum tek bir cümle var: "Artık dünya'da Alex tipinde oyuncu yok!"

Kupa maçında Manisa'ya gol atınca ligde ve kupada gol attığı takım sayısı 27 oldu.

Peki sayalım : 1.Akçaabat, 2.Ankaragücü 3.Ankaraspor 4.Antalyaspor 5.Beşiktaş 6.Bursaspor  7.Denizlispor 8.Diyarbakır 9.Erciyesspor 10.Eskişehir 11.Galatasaray 12.Gaziantepsor 13.Gençlerbirliği  14.Hacettepespor 15.İstanbulspor 16.İst.Büyükşehir Belediye 17.Kasımpaşaspor 18.Kayserispor 19.Konyaspor 20 Malatyaspor 21.Manisaspor  22.Rizespor 23.Samsunspor 24.Sivasspor 26.Tokatspor 27.Uşakspor

Stadyumlar da 18 oldu :

1.Mimar Yahya Baş 2.Akçaabat Fatih 3.Ankara 19 Mayıs 4.Hüseyin Avni Aker 5.Uşak 1 Eylül 6.Samsun 19 Mayıs 7.Sivas 4 Eylül 8.Kayseri Atatürk (adı değişip Kayseri  Kadir Has olunca orada da golü var) 9.Bursa Atatürk 10.Gaziantep Kamil Ocak 11.Sivas 4 Eylül 12.Yenikent ASAŞ 13.İstanbul İnönü 14.Eskişehir Atatürk 15.İstanbul Olimpiyat 16.Antalya Atatürk 17.Manisa 19 Mayıs 18.KADIKÖY

108 gol çok fazla tek tek yazamayacağım !
Koşmuyor kerata !

1 Nisan 2010 Perşembe

Yok artık ,79 yıl mı olmuş ?

Her Galatasaray maçının ayrı ,tatlı bir hikayesi var.

Fenerbahçe galip geldiğinde şöyle komik bir durum oluyor.

İlk gün Galatasaraylı yöneticiler "kendi hatlarımızdan kaybettik" türünde sahalarımızda görmek istediğimiz türden demeçler veriyorlar.

Ne oluyorsa o demeci verdikleri gece oluyor !

İkinci gün, "sahada resmen dayak yedik ,bu futbol değil " diye başlayan ve "Hasan Şaş koridorda dayak yedi , Fatih Hoca koridorda tacize uğradı ("iyi ki doğdun Fatih" sözü küfür veya taciz olabiliyor) , Volkan edep yerini gösterdi ,Keita'nın retinası çizildi, Tuncay golden sonra "kulak" yaptı ,Üstümüze su bombası atıldı (Lucescu'ya ait çok kıymetli bir sözdür...) ,Fenerbahçeli yöneticiler protokol tribünde aşırı sevinç gösterileri yaptılar veya Volkan topu kaba etiyle stop etti" gibisinden bir gündem yaratılıyor ve mümkün olursa Fenerbahçe'ye bir ceza verdiriliyor...

Yenilgilerden sonra ülkenin yarısını teşkil eden Galatasaraylı,Tarafsız ve Beşiktaşlı taraftarlar ve yazarlar da " Dünya derbisi değil,kendimiz çalıyor kendimiz oynuyoruz.Bu maçı kaç yabancı kanal yayınladı ? İtiş kakış bir maç oldu.Fenerbahçe girdiği pozisyonları değerlendirdi,Galatasaray çok cömertti" yorumlarını hiç aksatmıyorlar...

Galatasaraylı taraftar ve yazarların " önemli olan Avrupa'da başarı" diye vizyon / formasyon /imajinasyon gibi sonu "yon"la biten  farklarını ortaya koyduklarını da söyleyelim...

Hepsine "ok"

Ama bir kalıp var ki hastasıyım :

"Zaten son yıllarda Fenerbahçe'nin bariz bir üstünlüğü var ve bu da Galatasaray'ı psikolojik olarak etkiliyor"

Nasıl "son yıllar" yahu ?

Hadi biraz geri gidelim,taaa ilk maça...

Galatasaray'ın Efendileri ,Kadıköy'ün gençleriyle yaptıkları -bir tanesi yarım kalmış- ilk 7 maçı da kazanıyorlar.Hem de öyle böyle değil !

Fenerbahçe gol dahi atamıyor,bir defasında 7-0 bir defasında 6-0 yeniliyor.Tarihçilerin bir kısmı yazmaz ama minicik bir de not,Galatasaray 7 kişiyle (bazılarına göre 8) Fenerbahçe'yi 7-0 yendiğinde Fenerbahçe'de 10 kişi ama eksik çok büyük ;kaleci yok !

Neyse, ilk 7 maç sonunda Fenerbahçe Galatasaray karşısında rakip bile değil.7 maçta 7 mağlubiyet .Atılan gol yazıyla sıfır ,yenilen gol  rakamla 23 ! Fadıl Fıdıllıoğlu'nun yüzüne telefon kapanınca "size de iyi günler Cumhur Abi" demesi gibi bir tesellisi bile yok Fenerbahçe'nin...

Buradan ,at kuyruk saçlı,çerçevesi dikdörtgen ve renkli olan gözlüklerden takan,"gitanes"içen, tüm Galatasaraylı yönetmenlere çağrım şudur :Bu Altın dönemin bir belgesel filmini yapın .Sinema salonu kapatır seyreder insanlar !

Bu bıkkınlık veren Fenerbahçe galibiyetleri sonrasındaki sezon Galatasaray bir şeylere küsüyor ve İstanbul ligine katılmıyor .Hadi buyrun ,onların yokluğunu fırsat bilen Fenerbahçe de ligi kazanıyor.

Böyle bir bilgi yok ama Mekteb-i Sultani'de "biz yokken şampiyon olduk diye ortada dolaşıyor veletler.Bu sene biz varız biz ! Görelim baklım el mi yaman bey mi yaman,yürüyün seferoğlulları... " şeklinde bir sohbet geçmiş desek abartı kaçmaz...

1914'deki ligde Fenerbahçe 4-2 ile Galatasaray karşısında ilk galibiyetini alıyor.
İkinci yarıdaki maçı da 0-0 bitirip o seneyi "Galatasaray varken" de şampiyon bitiriyor.

Uzatmayalım 1931'e kadar galibiyet sayısında bazen Galatasaray bazen de Fenerbahçe öne geçiyor.
20 Mart 1931'de Fenerbahçe bir öne geçiyor,geçiş o geçiş...

Yani ezeli rekabette son 79 yılda galibiyet sayısında ileride...
Centilmenlik gereği taça çıkan topu rakibe teslim edelim ve Gs'ın 3 kere galibiyet sayısını eşitlemiş ama hiç öne geçememiş olduğunu da yazalım.

Yani o "son yıllarda" lafı büyük  bir yalan !
Tabii son yıllarda derken 79 seneden söz ediliyorsa "I'll be no further question your honor !" denebilir...

"ama üç kere eşitlemişiz işte, 79 yıl değil" diye itraz eden varsa son eşitlik 1971'de olmuş.
Tamam kardeşim 79 değil 39 olsun !

Şaka bir yana  önde olmak o kadar da önemli değil.
Övünmek ve avunmak arasındaki farkın farkındayız.
ve
Hala ve her zaman en değerlisi Galatasaray galibiyetleridir.


Not: 79 yıl konusundaki bu değerli bilgi büyük Fenerbahçeli Alp Bacıoğlu'nun "Zaman Tünelinde Fenerbahçe" kitabındandır,Alp Abi'ye saygıma rağmen paranoyakça tarafımdan tek tek maçlara bakılıp araştırılmış ve doğruluğu teyit edilmiştir :-)