25 Nisan 2011 Pazartesi

Attaki Burun da, Eşekteki Değil mi?

İSPANYA: Barça 88, Real Madrid 80 sonra 17 puan fark ve Valencia...

İNGİLTERE: Man Utd 73, Chelsea 67, Arsenal 64...

ALMANYA: Dortmund 69, Leverkusen 64, Hannover 57...

PORTEKİZ: Porto 77, Benfica 58, Braga 44... Tam rezalet birinci ile üçüncü arasında 33 puan var.

Bu dört ligin liderleri arasında en kötü durumda olanı Borussia Dortmund, o da 5 puan önde. Halbuki, Spor Toto Süper Lig'de öyle mi, Fenerbahçe 70, Trabzonspor 70...

Niye bu 4 lig? Çünkü Şampiyonlar Ligi ve Avrupa Ligi'nde yarı final oynayacak 8 takımın tamamı bu liglerden. İtalyan yok, Fransız veya Hollandalı yok... 3 İspanyol, 3 Portekizli, 1 Alman ve 1 İngiliz yarı finalde.

DİKKAT!!! Liglerindeki puan tablosuna baktığımızda en büyük kopuşun yaşandığı İspanya ve Portekiz liglerinden 6 takım var!

Ligin kalitesini puan mücadelesinin dozuna endeksleyen zihniyetten tez kurtulma zamanıdır. Bırakalım da Fenerbahçe (veya kim hakediyorsa) kopsun gitsin, hakemler maçlara çıkarken "dengelemek" zorunluluğu hissetmesin, izin verelim de birileri gerçekten iyiyse normal olarak kazanabilsin, önde olanın penaltısı daha bir penaltı olmak zorunda olmasın.

Yoksa her sene burun farkıyla bitiyor diye tüm dünyanın gözünün üzerimizde olduğunu zannettiğimiz ligimizin esasında kimsenin umrunda olmadığını ve eşek yarışlarının da burun farkıyla bitebileceğini farketmeyeceğiz.

22 Nisan 2011 Cuma

Yalnızlık Ömür Boyu

"Ele Güne Karşı Yapayalnız" kasedi sınıftaki herkeste var.
Ben de plağını alıyorum.

"16 yaşında benim gibi aşık olan yoktur" diyen milyonlardan birisiyim .

Yarı-yıl tatilinde İstanbul'a gideceğim ve yağmurlu bir sabahta "Bu sabah yağmur var İstanbul'da"yı dinleyeceğim...Hayatımda Bodrum'a gitmedim,gidersem ne dinleyeceğim belli...

"Haberin gelir bana ,duyarım nasıl olsa" sözleri tam beni anlatıyormuş gibi yapıyorum.

İlgisiz takılıyorum.
"Çevrem geniş,senin her adımını bana anlatanlar var" havasındayım ama yalan.
İlgiliyim,çevrem geniş falan değil,haber alamamak çok kötü...

Yarı yıl tatili işte İstanbul'dayım ve yağmur yağıyor,hayallerden birisi tamam.

Ataköy o yıllarda boş ve sıkıcı-Bağdat Caddesi'ndeki İdris Kebapçısı nefis-Dereağzı'nda Şenol Çorlu şut çalışıyor -Kent Pasajındaki deri Converse çok pahallı....

Bağdat Caddesinde ona rastlar mıyım ? Belki İstanbul'a gelmiştir...

Plağı yanımda getirecek halim yok,kasetini de aldım.
"Yalnızlık Ömür Boyu" şarkısını nasıl sadece güzel şarkı deyip kestirmişim.
O tatilde hayran oluyorum şarkıya...

Uzak ara en iyi yerli şarkı benim için.
O günden bugüne fikrim değişmedi.Yaklaşanlar var,geçen yok.

Ömür boyu yalnız olmak hiç heveslenilecek bir durum değil.
Bazen öyle hissetmek daha farklı.Öyleymiş gibi davranmak bir tavır ama o da bir yere kadar.

MFÖ şarkılarını şimdi kızımla dinliyoruz.
Ona hitap eden şarkıları da var.
...
...
Çocuklarla futbol seyretmek,konuşmak bazen çok zor.
Çok soru soruyorlar.
Cevaplar kısa ve anlaşılır olmalı.

Sadece uzaktan sevsinler "light" olarak yaşasınlar bu sevgiyi dediğim(iz) de oluyor.
Ya da "bazen şarkılar hayatı anlatır.Bak iyi dinle..." deyip yıllar sürecek bir maceraya gireceğiz...

11 Nisan 2011 Pazartesi

Kalan 6'da Son 5'ler

İkinci yarının başlangıcından bu yana 11 hafta geçti. Elde fikstürler, kalan 6 hafta için hesap kitap yapma zamanındayız. Nefes nefese mücadelede Fenerbahçe'nin uzun soluklu tırmanışı kadar elbette Trabzonspor'un ikinci yarı başındaki düşüşün de katkısı var. Trabzonspor, Fenerbahçe'yle 9 puan farkla kapadığı ilk yarının ardından yaptığı 11 maçta;
  • 7 galibiyet
  • 3 beraberlik
  • 1 yenilgi
aldı. Kötü bir performans değil aslında ama Fenerbahçe'nin 10 galibiyet, 1 beraberlik performansı ligi burun farkı kıvamına getiriyor. Burada dikkat çeken nokta Trabzonspor'un aldığı 24 puanlık 7 galibiyet, 3 beraberlik içinde son 5 dakikalarda toplam 9 puan kurtarmış olması.
  • Sivas / 3-2 (dk.85)
  • Manisa / 2-1 (dk.86)
  • Kayseri / 3-3 (dk.86)
  • Beşiktaş / 2-1 (dk.88)
  • Gençlerbirliği / 2-1 (dk.90)
Alınan 7 galibiyetin tamamının tek farklı olması da diğer bir dikkat çeken ayrıntı. Başkan Sadri Şener, bu tabloyu soranlara Beşiktaş'ın yıllar önceki performansını hatırlatıyor ama bahsettiği yıllardaki Beşiktaş'ın baskılı, tempolu, kanatları kullanan oyunuyla son haftalarda izlediğimiz Trabzonspor'un oyunu arasında "skor" benzerliği dışında nasıl bir bağ kuruyor bilmiyorum. Trabzonspor'un, tutarsız ligimizin nispeten tutarlı 3 takımıyla sırasıyla oynayacağı maçları tesadüfe yer bırakmayacaktır. Trabzonspor ya şampiyonluğu hakedecek bir performansa geçiş yapar ve hasretine son verir ya da çekirgenin menzili son 3 haftaya kalmadan belirlenir.

7 Nisan 2011 Perşembe

10 Yıl Önce Rapaiç 10 Yıl Sonra Alex

6 Mayıs 2001 Galatasaray maçı,şampiyonluk maçı...
TDK "boğucu hava" maddesi yanına bu maçı yazabilir.
İlk yarının ortası...
Fenerbahçe 1-0 önde ve atakta.
Rapaiç duruyor,topu usulcacık dışar bırakıyor.
"Ne oldu ya ,napıyor bu adam ?"
Uğultuları tek bir hareketle kesiyor.

Fenerbahçe sahasında Okan Buruk sakatlanmış, yerde yatıyormuş.

***
3 Nisan 2011 Bursaspor maçı
Dakika 61 Jobo getiriyor,Niang indiriyor,top yerde sekiyor ama bildiğimiz "official" maç topu gibi değil bakkalarda satılan havası kaçmış laylon (biliyorum naylon) top gibi sekiyor.Alex son çare uçarak kafa vuruyor ama olmuyor...

Haydaaa.Bursa'da yine biri sakatlanmış...Stadyum uğulduyor,maç duruyor,herkes bir yanındakiyle golün nasıl kaçtığını tartışıyor..."ayakla vursaydı keşke,yok vuramazdı..."

Fenerbahçe taçla başlıyor.O pozisyon telaşıyla nasıl top taca gitti kimse hatırlamıyor .Taçtan gelen top Christian'da.Vucüt dili şut çekecekmiş gibi ,ilerliyor ,ilerliyor boşluk bulamıyor ve topu Alex'e veriyor.Alex de tereddüt etmeden Ivankov'a...

Puan veya puanlar almaya gidilen bir ligde bu hareketlere kaç puan veriliyor ?

31 Mart 2011 Perşembe

34 sene olmuş...İlk Fenerbahçe Maçı

Tribünler "federasyon madarasyon" diye bağırıyorlar.
"Niye" diye soruyorum babama.
"Oğlum,bize ceza verdiler ya,Onun için taraftarlar kızgın" diyor.

Halbuki ben federasyon her kimse ona hiç kızmıyorum.
Ankara'da 1.Lig takımı yok.
Fenerbahçe'nin bu ceza olmasa Ankara'ya geleceği de yok...

Hava çok soğuk.Tribünler çok kalabalık
Babam tek tek anlatıyor:
"Bak işte Cemil,Alpaslan o uzun saçlı olan,evet o Antiç..."
Gerçi odamdaki posterlerden hepsini tanıyorum ama sahada görmek bir başkaymış...
1-0 kazanıyoruz.
Golümüzü Engin Verel atıyor.

90 dakika çabuk bitiyor neyse bir ceza maçımız daha var...

Sonrasında çok Bursa maçı hatıram oldu.Ankara'da,Bursa,'da,İstanbul'da...

82-83 Şampiyonluğunu radyodan dinledim.Bursa'yı yenip kazandık.

88-89'u Bursa'da kazanamadık ama klasik sözle "ŞAMPİ..." dedik.Gelişim Spor'un Bursa dönüşü fotoğrafları harikadır.

00-01 Kadıköy'deki Bursa maçı kadar stresli maç yaşamadım.Revivo'yu affetmem tabii ama o "makas"ını da unutmam.

Geçen sezon topun barajda Christian'ın kıçına çarptığını gördüm,sonrasını göremedim.Korner herhalde dedim ama baktım Bursalılar seviniyorlar...

Özetle, anısı çoktur ,Bursaspor maçlarını severim...

17 Mart 2011 Perşembe

İlk 11'in 10'u Galatasaray'a gol atan kadro !

75 sonrası Fenerbahçe ilk 11 fotoğraflarına bakıp "kim kimdir" kendi kendime söylemeye bayılırım.

Bir de bu oyuncuların kaçı Galatasaray'a gol atmış diye bakmak adetim vardır.

Aşağıdaki kadrodaki 11 Oyuncudan Erdoğan Arıca hariç hepsi Galatasaray'a gol atmış...

Ayaktakiler: Onur Kayador, Yaşar Duran (kaleci), Selçuk Yula, Suat Karaliç, Srebrenko Repçiç, Mustafa Arabacıbaşı
Oturanlar: Erdoğan Arıca, Müjdat Yetkiner, İsmail Kartal, İlyas Tüfekçi, Engin Verel

1983-84 sezonu kadrosu
Not: Yaşar Duran 1984-85 sezonundaki Cumhurbaşkanlığı kupasında Galatasaray'a temdit penaltısı kullanıp gol attı. Aynı maçta Simoviç de penaltı attı, Yaşar bu penaltıyı kurtardı.

23 Şubat 2011 Çarşamba

Ah Rüştü Ah...

Rüştü kardeşimiz 23 Şubat 2011 tarihli Milliyet Gazetesi'nde Rüştü Kendini Hatırlattı başlıklı yazıda şöyle demiş :"...Çok derbi gördüm.Ama fark atacağımız bir anda bir anlık bir olaydan sonra her şeyin bu kadar tersine döndüğü bir maç hatırlamıyorum"


Ah Rüştü ah...Ne yazsam boş...

Cico Felipe Cayetone Lopez Martinez Gonzales'e ve Zagor Tenay'a selam olsun...

17 Şubat 2011 Perşembe

Doping sonuçlarını değiştirten adam:Aziz Yıldırım


Alea iacta est. - (Ok yaydan çıktı)



Bir olay anca böyle örtbas edilebilirdi,edildi.

Bu ülkede yeterli para ile her şeyi çözebilirsiniz derlerdi de inanmazdık.Örnek mi ? İşte Taurasi konulu perde oyunu.

Bilim dünyasının saygın kuruluşu Hacettepe Doping Merkezi geçen yıl (2010) IFFHS tarafından yayınlanan "Scientific Sportive Contribution " yani spora bilimsel katkı sıralamasınında 2.sırada yer aldı.Köln'e numune göndereceğiz demek bu büyüklüğü hiçe saymaktı (KÖLN bu listede 14.sırada) .Sayıldı !

Bir gecede değişiveren sonuçlardan sonra sokaktaki işsiz adam,direnişe baş koyan emekçi ,yayladaki çoban ,harç yatırma telaşındaki öğrenci ,sir ağda yaptırmak için para biriktiren ev hanımı hepsi soruyorlar :Doping değeri mi Euro değeri mi diye...Sormayın cevap vermezler.

Fenerbahçe gibi büyük bir camiayı "ben yaptım oldu" ile idare edenler bugün doping sonuçlarını değiştirirler,yarın eski kalecilerini geri alırlar.

Bitki çayı içtiği için doping yaptı kabul edilip ceza alan ama Köln yollarına düşmeyen milli oyuncumuz, aile babası Kerem Gönlüm'ün değerini şimdi daha iyi anlamadık mı ? Bir kez daha Efes Pilsen kulübünün duruşuna hayran olmadık mı ?

Sezar söylemiş :Başarı için ok yaydan çıktı...

"isteyenlerce yazarın izni olmadan tamamen veya kısmen copy paste ile kullanılabilir, Turgay Demirel'i Aziz Yıldırım seçtirmişti zaten diye zenginleştirilebilir, latince söz değiştirilebilir"

16 Şubat 2011 Çarşamba

"Sakın Geç Kalma Erken Gel !" : Bir hayal,bir uğur...

1.Cuma ve Pazartesi günleri İstanbul'daki herhangi bir stada maç koyanlara selamları ileteyim.
2.Yaşlanıyorum.

Yaşlanıyorum çünkü ömrüm boyunca geç kaldığım futbol maçı sayısı 2.
Tamamı da son 2 yıl içinde...

Geçen sezon Lillie maçına 1 saat kalmış,arabalı vapur Harem'e yanaşıyor,kapaklar açılıyor.

Bir arabaya arka sırasındaki herkes "yürü lan hadi" diye korna çalıyor.

Bazen şöförü tost almaya,çiş yapmaya falan gider ama arabanın içinde de 3 kişi var.Görevliler arabanın yanına geliyorlar.Aküsü bitmiş ! Bir arabanın arabalı vapurda aküsünün bitme olasılığı Güiza'nın hat-trick yapma ihtmalinden bile düşük...Görevliler "arabayı itin çıkarın,hemen Sirkeci'ye döneceğiz" diyorlar.İnsanlar acıyarak arabaya bakıyor...Arabayı sağ arkadan iten benim !

-Oğlum Bülent nasıl biter lan akü ?
-Bitmiş işte.

Renault Yardım aranıyor,"hemen geliyoruz,akü de getiriyoruz" diyorlar.

Hemen geliyoruz sözü lafta kalmıyor .Harem'e kadar geliyor yardımcı abimiz ama o gün Harem Otogarında asker uğurlaması var.Kalabalık yolları kesmiş.

O silahlı,havai fişekli ,bayraklı,darbukalı kalabalığa "pardon bi müsade etseniz" denmeyeceğini bilecek yaştayız...Abimizin otogar'dan iskeleye gelmesi 15 dakika alıyor

Bülent sağolsun "Abi siz Tansev ile atlayın bir taksiye maça gidin" diyor.
"Yok lan bekleriz seni" demişsiz,israr sürüyor...
"Mesela bu bir Galatasaray maçı olsaydı sen demeden  ben giderdim ama şimdi anca beraber kanca beraber" diyoruz o da "Abi Galatasaray maçı olsa arabayı kitler hep beraber giderdik" diyor :-)

Akücü abi 10 yıldır pitstop'da çalışmış gibi aküyü söküp 15 dakikada takıyor.

Maç başlarken bizde yeni akümüzle Kadıköy'e giriyoruz.Salı Pazarı otoparkçısı eliyle "dolu" işareti yapıyor dinlemiyoruz,giriyoruz...İyi ki de öyle yapıyoruz.Hemen girişte yer var !

Salı pazarındaki atmosfer stada çok benzer, ses var sadece görüntü yok."Aaaaaah" sesinden golün kaçtığını anlıyoruz...Koşarak E5'i geçiyoruz.Stadın çevresi bomboş,trafik sakin sakin akıyor. Maraton üst girişine doğru giderken Fenerium'a 3-4 metre kala kulakları sağır eden bir "goooool" sesi geliyor...

Kaçırdık üzügünüz attık sevindik !
"Fenerbahçemizin golüüüüü 5 Numara Belözoğluuuuu..." anonsunda merdivenleri üçer beşer çıkıyoruz.
Golü attık sevindik Emre attı,ben yine kıl oldum !
Zorla mı sevemiyorum....

Tribünde yerimizi aldığımızda Cem müdür muavini matematik hocası tadında "Nerdesin ?" diyor.

Neye kızacağını çok iyi bilsem de özet geçiyorum.

"Golü attığımızda dışardaydın yine de maça girdin öyle mi ? " diyor.
"Uğur işleri uğursuzluk getirir,hehehe " diye espri yapsam aramızdaki dostluğa rağmen bana 2 tane çakma olasılığı tek çakma olasılığından fazla...

Bitime 5 dakika kala gol yediğimizde ne anlama gelidiğini tahmin edebileceğim şekilde gülerek "iyi halt ettin ,içeri girdin" diyor...
....
....

19.54
-Abi Nerdesin ?
-Boğaz Köprüsü gişelerindeyim,2 saat 15 dakikadır yoldayım.

Haftasonu o sürede Bolu'ya gittim...Sürekli şerit değiştiriyorum,Teoman'ın şarkısını teyit edercesine "hep akmayan benim şeridim..."

TRTi radyomda kayıtlı açtık ama "mevlüd özel programı" var...Programın gidişinden 2-3 dakikada bitmeyeceğini anlıyorum.TRT bir başka kanaldan maçı veriyordur ama hangisi ? Sörç'e bas,bi daha bas,bi daha bas...

"Ev sahibi Fenerbahçe kalede Volkan,savunmanın ortasında Lugano ve Yobo.." hah tamam...

Gişelerden çıktık trafik aynı,bu gidişle ikinci yarıya girerim .İyi de ,acaba devre arasında kapıdaki görevliler yemeğe,tuvalet molasına giderler mi ?

Altunizade çıkışına yaklaşırken "Volkan'ın hatalı pası diyor" spiker abimiz,sesindeki heyacanı/endişeyi/adrenalini fark etmemek için eşşşek olmak lazım .Tabii dur-kalk yaparken konsantrasyon dağılıyor ve aklımdan saniyeninin 60'da birinde "Hangi Volkan ?" sorusu geçiyor.Küçüğünün daha fazla olmak üzere her ikisinin de yapabilme kapasitesi var...

Neyse "Mehmet Topuz'un pası" diyor ."
ve
Fenerbahçe Dia'nın attığı golü ile.."diyor...Ohhh !

Trafik akar gibi oldu vazgeçti.
Spiker abide vazgeçti "Dia değil Niang" diyor.
Fark etmez,olgunlaştım Emre bile atsa kıl olmam (Emre oynamıyor zaten biliyorum !)

Planım önce evlendirme dairesi otoparkı,olmadı ilerideki park yeri ,olmadı BP arkası sokaklar...

Trafik akmıyor,evlendirme dairesi dolu,planı revize edip önce BP arkasına bakıyorum tek arabalık boş yer yok,Müjdat Gezen'in yanındaki otoparktayım. Otoparkçı abinin dolu demesi önemli değil anahtarı bırakırım...Geri geri gel,gel,gel gel,hoop tamam.

Buyrun 12 TL ,üstünü arabaya bırakayım,polise kaptırmayım.

Stadın sesi oraya kadar çok net geliyor...

Yıllar önce bir yazı yazmıştım. Stadın yakınında oturmak nasıl olurdu,bir maça gitmeyip balkondan gidenleri seyretsem,sesleri dinlesem diye...Al işte hayalim böyle bir şeymiş...

Ömer Onan'ın fastbreak'e koştuğu gibi koşuyorum.
Öksürme ihtiyacı hatta balgam tükürme ihtiyacım var...
Tren yolu köprüsüne gelirken aklıma Rıdvan'ın kalp krizi geçirmesi geliyor,Yes'den "owner of a lonely heart" geliyor,yavaşlıyorum...

Işıklar ben gelirken kırmızı oluyor.Düğmeye basıyorum "Lütfen bekleyiniz" sesi geliyor.
Bu arada bir gol kaçtı...Yine o "Aaaaah" sesi

"Şimdi geçiniz,şimdi geçiniz,şimdi geçiniz" demeli.
Demiyor.
Şu minibüsten sonra fırlarım.

Okul Açık girişinde kapıdaki görevliye yalvararak "hadi bee abi.." diyen çocukların yanından geçiyorum.

Maraton girişindeyken bir anda tezahürat kesiliyor !
Kuvvetsiz bir "Feeener,Feeener" sesi var.
Gol yedik galiba,bu da gol sonrası cılız bir destek....

"Bozuk para çakmak ?"
"Gol mü yedik ? "
"Bilmem ,bozuk para çalmak ?
"Yok !!!"

Merdivenleri çıkarken bir çiş yapmam konusunda bel altım son uyarıyı veriyor.
Her zamanki kapıdan maraton üst'e giriyorum.

"Gol mü yedik ?"
"Yok abi 1-0 öndeyiz"

Fikrim değişmiyor :Polis yerine her zaman özel güvenlik !

Tuvalette her zamanki pisuvardayım,girişten üçüncü.
Ohhhh....

Bir baba oğlunu tuvalete sokmuş,"bitti mi ?" diyor.
Bu sahne çok tanıdık...

Bizim tribünün girişi bile dolu.
33.dakika itibariyle içerde ama bir başka tribündeyim.
Boğazımda hala tükrük var,öksürüyorum ve nabız 160 civarı...
"Ayağa kalkmayan cimbomlu olsun !"
İki dakika otursaydım be...

Devre arası yerime geçiyorum.
Hah,Cem yok galiba.
Yok ya burdaymış.

"Çıkayım mı ?" diyorum.
Gülüyor " Kal kal" diyor.

2-0 olduğunda " bana bak,5 dakika daha atamasaydık ...." diyor :-)
...
...
Bu yılın raporu :
1)Olimpiyat stadında galibiyet gördüm.
2)Geç Kaldığım maçı kazandık.
3)Kuruyemiş yerken gol attık.
4)Hayalimi gerçekleştirdim.Bu arada stadın çevresinde oturan ve başka takımı tutanlara devlet yeşil kart dağıtsın...
5)Ankara deplasmanına da gitsem mi ?

15 Şubat 2011 Salı

Final Maçında Kariyer Rekoru Kıran Adam:Emir Preldziç

Mirsad'ın final maçındaki sakatlığı kupanın keyfinin önüne siyah bir perde çekince güzellikleri yazmaya elimiz gitmedi.
...
...


Final maçında takım bir anda duruverdi.Emir,duracell reklamındaki oyuncak ayı misali durmayıp daha da hızlandı  ve Tükiye'ye geldiğinden bu yana en yüksek sayı rakamına ulaştı :35 sayı !

Bir önceki rekorunun 2008-09 sezonunda Galatasaray'a karşı olması da ilginç.O maçta da 25 sayı atmış.

Çubuklu forma ile kupa koleksiyonu yapmasını istiyoruz.
Daha önce yazmıştık triple-double bekliyoruz.
Severek izliyoruz.
F4'da sahaya girip formasını almak istiyoruz.

7 Şubat 2011 Pazartesi

Sağlığına 25 Milyon Duacı...

90lı yıllarda gece yatarken, ailemizin ve sevdiklerimizin sağlığına,sınavlardan en azından C almaya ,sevdiğimiz kızla tanışmaya,Fenerbahçe'nin şampiyonluğuna dua ederken uzun yıllar Rıdvan iyileşsin diye de dua etmişliğimiz vardır...

Dualarımıza yeniden girdi,geçmişler olsun.

28 Ocak 2011 Cuma

Bir Başka Stadın Öyküsü-2 (*)

Bir başka stadın öyküsüne geçen hafta başlamıştık
Hatırlamaya devam ediyoruz.
..
..

1947 yılında Fenerbahçe, stadını genişletmek ister ancak maddi imkanları yeterli değildir. Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğünden destek istenir. Cevap ilginçtir: Fenerbahçe Stadının sahibi olduğu için mevzuata göre devletten yardım alamamaktadır…

Fenerbahçe yönetimi de “biz bu işi daha önce de yapmıştık,yine yaparız” diye düşünür.

Formül “desteğin Fenerbahçelilerden istenmesidir !”

1947’de dev bir eşya piyangosu düzenlenir.

Çekilişin yapıldığı 22 Şubat 1948’de 85.000.-TL net gelir elde edilmiştir.

Bu parayla, tek tarafa 27 basamaklı bir tribün 3 ayda yapılır.

“Hazır yola çıkmışken bu işi bitirelim” diye düşünülür, saha ipotek edilir ve Yapı Kredi Bankası’ndan 100.000.-TL kredi alınır. Fenerbahçe’ye daha sonra başkanlık da yapacak kulüp üyemiz Razı Trak ve eski milli bekimiz Yaşar Alpaslan’ın sahibi olduğu şirkete yapım işi verilir.

Şirket işi yapmakla kalmaz. Karşı tarafta, projede 15 basamaklı 110 metre uzunluğunda olan tribünün yerine 30 basamaklı 110 metre uzunluğunda bir tribün yaparlar. Aradaki farkı üstlenirler…Her ikisini de Rahmetle anıyoruz.

13 Şubat 1949’da Fenerbahçe stadı bir kez daha açılır. Kapasitesi 25.000 kişidir !

Dönemin büyük stadyumlarından Ankara 19 Mayıs Stadı 12.000,Mithatpaşa(İnönü) Stadı 15.000. kişiliktir…En büyük stat yine Kadıköy’dedir.

İnşaatlar bittiğinde Fenerbahçe’nin Yapı Kredi Bankası’na faiziyle birlikte 130.000.-TL ,Razı Trak’ın şirketine 70.000.-TL borcu vardır…

1952’de bankaya borç taksiti ödenemez, stadyum icralık olur, gazeteye Fenerbahçe Stadının satış ilanı bile verilir.

Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğünden 25.000.-TL’lik “yardım”  istenir,kabul görür,para alınır ve icra durdurulur....Kaynaklar Mithatpaşa stadı için milyonların harcandığını yazıyor, bu 25.000.-TL’lik yardımın bu şekilde değerlendirilmesi sağlıklı olur. Bu bedel Fenerbahçe’nin devletten aldığı en büyük yardım olarak kayıtlara geçmiştir.1952 Haziran’ında bankaya borcun tamamen ödendiğini de not düşelim…
..
..
Fenerbahçe yeni yaptığı 25.000 kişilik stada da sığamamakta, 60.000 kişilik dev bir stat hayal etmektedir.

Bu hayal için kredi bulunması gereklidir, çabalar sonuç vermez.

1955 yılında Beden Terbiyesi Genel Müdürlüğünden 600.000.-TL istenir.

600.000.-TL’nin “hibe” değil “borç” olarak istendiğini de hemen belirtelim.Yapılan anlaşma sonucu bu para 5 yıl içinde geri ödenecektir.
..
..
Fenerbahçe’de kongre toplanır, “gruplar” sahne alırlar, yeni bir yönetim iş başı yapar.Yeni yönetim bir türlü yapım işine başlayamaz…

1956’da “hadi başlayalım” dendiğinde kötü bir sürpriz Fenerbahçe’yi beklemektedir .

Beden terbiyesi parayı başka projeler için harcamış, stadın büyütülmesi bir başka zamana kalmıştır !
..
..
1960 yılında Fenerbahçe heyeti Ankara’ya giderek dönemin başbakanı rahmeti Menderes’e sorunlarını anlatır. Stadın yapımı için söz alınır. Rahmetli Menderes sadece bir gün sonra İstanbul’a gelirken sabahın köründe bekçiyi uyandırıp stadı gezip inceler.

Dönemin devlet bakanı rahmetli Medeni Berk Fenerbahçe başkanlığına seçilir. Stadın büyütülmesi için üyelerden yetki de alınır. İş artık formalitelere kalmıştır…

27 Mayıs 1960 sabahı ülke darbeyle uyanır. Fenerbahçe başkanı da tutuklanıp Yassıada’ya sürülenler arasındadır...Fenerbahçe’nin, iş başındaki darbe yönetimle bu işi çözmesi mümkün değildir…
..
..
1962’de Fenerbahçe Stadının yapım işinde önemli bir adım atılır.

İsmet Uluğ yönetimindeki Fenerbahçe yönetimi, Beden terbiyesi ile anlaşma yapar.Anlaşmaya göre stadın yarısı devlete satılacak ve diğer yarısının da intifa hakkı karşılığında devlet 60.000 kişilik stadı yapacaktır. İmza ancak 1964’de, temelse 1965’de atılır…

Fenerbahçe satış işleminden 2,5 Milyon TL alır.Bu para ile Fenerbahçe burnundaki kamp ve sosyal tesisler inşa edilir. Bu parayı çar çur etmeyip bu yatırımı yapan başkanın adı 2004 yılında bu tesislere verilecektir : Faruk Ilgaz !

Devletle yapılan anlaşmanın üzerinden yaklaşık 18 sene geçer, harcanan milyonlara rağmen bürokrasinin hantallığı neticesinde Fenerbahçe stadı bitirilemez.

1982’de Ali Şen’in başkanlık yaptığı yönetim bitmeyen stat için yeniden bir anlaşma yapar. Stadın inşaatı biter ve Fenerbahçe 20 yıl sonra tekrar evine Kadıköy’e döner. Sarı Kanaryalar stadın açıldığı ilk sezonda şampiyon olurlar !

20 yılın özeti şöyledir :Fenerbahçe sahibi olduğu statta kiracı durumuna düşmüş, 60.000 kişilik stat yerine yarısından azına razı olmak zorunda kalmıştır…

1982’den sonra stadın taşınması, büyütülmesi, yenilenmesi için yapılan projelerden icraata geçen tek hamle 1996’dadır. Maraton tarafının üstü kapatılır.
..
..
15 Şubat 1998’de Fenerbahçe tarihi bir kongre yapar. Yeni başkan sadece 1 oy farkla seçilir :Aziz Yıldırım !

Yeni seçilen başkan Yıldırım 1999 yılında : “Stadı bölüm bölüm yıkıp yapacağız .İnşaat devam ederken maçlar da oynanacak.2 kale arkası tribünü işi kolay, sponsorlara yaptırırız. Bankalardan kredi de alırız. Fenerbahçeliler mutlaka destek olacaklardır. Gerekirse 2 yıllık kombinelerini gerekirse 10 yıllık koltuklarını peşin öderler,aldıkları atkıyla, formayla katkı yaparlar.Yönetimde de inşaat işlerden anlayanlar çok. Merak etmeyin bu işin altından kalkarız” diye yanındakilere anlatmış mıdır, onlar inanmış mıdır bilemiyoruz…

Temel atılır, inşaat başlar, maçlar devam eder…

Öyküyü burada, 2011 yılında başımız dik gezmemizi sağlayanlara şükranlarımızı sunarak bitirelim.


Bitirirken o tezahüratı biraz değiştirelim : “O stat kutsaldır, nasip olmaz herkese”

Ve daha önce yazmıştık ama olsun bir daha yazalım :

“Fenerbahçeliler özellikle o 500 TL bağışı hiç unutmazlar !”

(*) 28 Ocak 2011'de ANTU'da yayınlanmıştır.