Her kombine yenileme dönemi zordur.
"Eski yerimizden mi alsak ? Karşıya geçsek mi ? Aşağı Sarı tribün nasıl olur ? O kadar kişi başka nerede yer bulacağız ?" ile başlar ve en sonunda "Abi almayan varsa ben 2 tane alacağım" ile biter...
Kombinenizi yenilersiniz...
Stadın o sakin hali yazın okula gidip bahçesinde basket oynadığımız günleri hatırlatır...
Fenerium'a uğramadan olmaz.
Beyaz gömlekler nefismiş...Kısa kollusu da olsaydı keşke...
"Pardon yakası düğmesiz yok mu ? "
İyi gelince alırız.
Kombine makbuzu evde kombinenin de durduğu özel çekmeceye yerleştirilir.
Ertesi sabah balkonda kahvaltı...
Aşağıdan bir araba geçiyor,arabadan bayraklar sallanıyor tezahürat yapıyor 3 çocuk...
Ligler bitmiş acaba bunlar nereye gidiyor,amatör maçlardan birinde final vardır.
Bizim taraftara tatil yok...
Bir çay daha almaya giderken gece masaya bıraktığınız telefonu alırsınız 7 cevapsız arama 12 mesaj mı ?
Hayırdır İnşallah.
Bizim arkadaşlardan birine mi bir şey oldu ,arayan herkes yakın çevremden.
Telefon bir daha çalar...
-abi televizyonu aç hemen
Kabus yarın bitiyor mu ?
Moda sözle "sahaya yansımış" kısmı evet.
İlk hafta söylemiştik.
"black hawk down" filminde ne diyordu ?
"Geride kimse kalmayacak"
11 Mayıs 2012 Cuma
Bu Kavga Bir Ömür
"Futbolun adaleti varsa Kadıköy'de kupayı kaldıracağız" sananlara ithafen...
9 Mayıs 2004'te Denizli'deydim ve aynı gün zıplaya zıplaya İstanbul'a dönen uçaktaydım. Dünyadaki en mutlu insanlarla birlikteydim. Tezahüratlarımızdan hosteslerin anons yapamadığı, kaptan pilotun ve yardımcı pilotun koridorda şampanya patlattığı, omuz omuza yaparsak uçağın düşüp düşmeyeceğini tartıştığımız o gün... Sonsuz bir mutluluk...
14 Mayıs 2006'da Denizli'deydim ve aynı gün ölüm sessizliğiyle İstanbul'a dönen uçaktaydım. Dünyadaki en mutsuz insanlarla birlikteydim. Pilotun "hepimize geçmiş olsun" anonsu dışında çıt çıkmayan, bir kişinin bile "Tuncay'ın vurduğu gol olsa" gibisinden bir yorum yapmaya gücünün kalmadığı, cenaze evi benzetmesinin tarifi o gün... Sonsuz bir acı...
Bu iki gün hayatımı değiştirdi ve yaşamın içindeki dengeyi farkettim. Mutluluk kadar üzüntü var bir ömür boyu. Doğum varsa ölüm de var. Kötüler daha çok değil, kötü kadar iyiler de var etrafımda. O yüzden umutsuzluğum kadar umudum da var. Ve her iyiliğin içinde ufak bir kötülük, her kötülükte de küçük bir iyilik olduğunu atlamadan... O facia akşamda, Denizli sokaklarında Galatasaray formalı çocukları kovalayan fanatiklerdeki kötülüğü farketmek de var; jandarmanın jopladığı tribünde kaçarken elime sarılan hiç tanımadığım küçük kız çocuğunun titreyen ellerindeki masumiyeti hissetmek de var. İşte o zaman anlıyorsun hayatın içine yerleştirilmiş etki tepki mekanizmasını ve mücadeleye başlıyorsun, iyiden yana.
9 Mayıs 2004'te Denizli'deydim ve aynı gün zıplaya zıplaya İstanbul'a dönen uçaktaydım. Dünyadaki en mutlu insanlarla birlikteydim. Tezahüratlarımızdan hosteslerin anons yapamadığı, kaptan pilotun ve yardımcı pilotun koridorda şampanya patlattığı, omuz omuza yaparsak uçağın düşüp düşmeyeceğini tartıştığımız o gün... Sonsuz bir mutluluk...
14 Mayıs 2006'da Denizli'deydim ve aynı gün ölüm sessizliğiyle İstanbul'a dönen uçaktaydım. Dünyadaki en mutsuz insanlarla birlikteydim. Pilotun "hepimize geçmiş olsun" anonsu dışında çıt çıkmayan, bir kişinin bile "Tuncay'ın vurduğu gol olsa" gibisinden bir yorum yapmaya gücünün kalmadığı, cenaze evi benzetmesinin tarifi o gün... Sonsuz bir acı...
Bu iki gün hayatımı değiştirdi ve yaşamın içindeki dengeyi farkettim. Mutluluk kadar üzüntü var bir ömür boyu. Doğum varsa ölüm de var. Kötüler daha çok değil, kötü kadar iyiler de var etrafımda. O yüzden umutsuzluğum kadar umudum da var. Ve her iyiliğin içinde ufak bir kötülük, her kötülükte de küçük bir iyilik olduğunu atlamadan... O facia akşamda, Denizli sokaklarında Galatasaray formalı çocukları kovalayan fanatiklerdeki kötülüğü farketmek de var; jandarmanın jopladığı tribünde kaçarken elime sarılan hiç tanımadığım küçük kız çocuğunun titreyen ellerindeki masumiyeti hissetmek de var. İşte o zaman anlıyorsun hayatın içine yerleştirilmiş etki tepki mekanizmasını ve mücadeleye başlıyorsun, iyiden yana.
Bu kavga bir ömür... Bir hafta, bir yıl değil... Bir maçlık, bir sezonluk değil... Yaşamın her alanında bir ömür feda etmek lazım, iyiyi, güzeli çoğaltmak için.
İşte hayata o seviyeden baktığınızda göreceksiniz ki, yaşamın bir adaleti var; ve "Bu adalet Kadıköy'de kupayı Fenerbahçe'ye kaldırtacak". Sebebi çok basit; bu sene adaletsizliğe uğradığını zannedenler, 2006'da Anneler Günü'nde annemin ağlamasına sebep olan rezaletin hesabını yine bir Anneler Günü'nde ödeyeceklerinin farkında olmayanlardır.
İyiler hep ağlamaz.. Şimdi gülmek zamanı...
Sevgiler,
Bülent Dölek
9 Mayıs 2012 Çarşamba
Çok Açık
Şike davasında ne nasıl oldu ben biliyorum.
Aslında her şey gayet açık.
Yani biraz gazeteleri okumak ve televizyon seyretmek bile yeterli.
Sahaya yansımış yansımamış falan diye sulandırılmasın.
Fenerbahçe geçen sene hem şike yapmış hem teşvik vermiş. Her şey ortada, çok açık.
Zaten ligin kirli olduğunu biz biliyorduk ama başta Hürriyet gazetesi olmak üzere Fenerli medya bunları hep gözardı etti...
![]() |
| Suçlu olmasa tutuklanmazdı ! |
Mehmet Ali Aydınlar gibi iyi bir Fenerbahçeli bile herşeyi anladı.
Fenerbahçe'yi kurtarmak için elinden geleni gizlemeden çok açık yaptı.
Ligleri erteledi, Play-off diye bir saçmalık uydurdu.
Ancak o bile vicdanının sesini dinleyip Trabzonspor'u Şampiyon ligine gönderince Fenerbahçe ondan desteğini çekti.
Başkanı ve yöneticileri tutuklu ve şike yaptığı çok açık belgelenmiş olan Fenerbahçe'nin ne puanı silindi ne küme düşürüldü ve ligler başladı.
Kabul etmek gerekir Fenerbahçe taraftarı olayı çok iyi manipule etti. Mağdur rolünü iyi oynadı...
Başkanlarının suçlu olduğunu bile bile destek verdiler. Kolluk kuvvetleri ile çatışmaktan kaçınmadılar....
Fenerbahçe'nin suçu çok açık ve her şey tapelerde mevcutken Fenerli medya boş durmadı ve Fenerbahçeli başbakana baskı yaptı...Mehmet Ali Aydınlar yerine Yıldırım Demirören'i seçtirdiler. Onun görevi suçluları aklamaktı o da yaptı...
Ligi 9 puan farkla şampiyon olan takıma dur dendi, bir de play-off oyna...
Olan biteni herkes gördü kimse konuşamadı.
Her şey çok açık olmasına rağmen play-off'da da puan silinemedi ve etik kurulu ardından da pfdk komedisi ile şikeciler aklandı. Türk futboluna leke sürüldü.
Her şey bu kadar açık olmasına rağmen medya da baskılara boyun eğip 3 maymunu oynadı.
Her şey çok açık zaten. Hayır, iddianameyi okumadım ama biliyorum.
Savunmayı mı ? Hayır, zaten Aziz Yıldırım'ın hedef saptırdığı çok açık.
Evet. UEFA ceza verecek ama Fenerbahçe'nin umurunda değil.
Fenerbahçe nasıl iki kupada finale geldi sorusu hatalı niye küme düşürülmedi diye sorarım.
İbrahim Akın itiraf etti ya, daha ne olsun...Hatta imama falan sormuş. Çok açık her şey ortadayken hale şike yapmadık demeniz çok komik !
Not 1 : Çok açık ve gayet açık 8 kere kullanılmıştır.
Not 2 : Ortalama bir Türk insanı en fazla böyle düşünmektedir.
Not 3 : Üzerinde sarı lacivert forma alan birini gördüğümde aklıma tüm bunlar gelip gözlerimin dolmasını anlatmak isterdim ama gerek yok ,çok açık (9.çok açık)
12 Nisan 2012 Perşembe
Gülümsediğin Gün Adam Olacaksın
Küçücük çocuktum, ayakkabılarım yeniydi. Önlüğüm de...
İsmi kadar güzel Gazi Mustafa Kemal Paşa İlkokulu'nun bahçesinde memur çocuğu olarak yeni pabuçlarımın burnunu taşa vurduğum için evde azar işitmiştim. Kimbilir kaç defa vurdum peşpeşe...
Sarışın Ahmet Eskişehirli'ydi. Şehrinin takımını yenememiştik ve Karadeniz'den bir kulüp şampiyon olmak üzereydi.
Bugünkü neslin tanımadığı 2 puan vardı...
Öfkem "7 gol atsak geçer miyiz onları?" sorusunaydı... Mavi önlüğün cebine sığdıramadığım ellerim, Sümerbank dikişlerini patlatmıştı.
Evde azar işitirken, bana sonsuz gibi gelen "neden?" sorusunun cevabını sessiz kalıp, kendime saklamıştım.
Fenerbahçe, en dokunulmaz yerdeydi. Bana ait ama benden öte... Ben dahil, kimsenin el süremeyeceği kadar öte...
Eski Roma'da insan ömrü 40 seneymiş; doğru ya da yanlış bir yerlerde okumuştum... Bir ömür kadar sene geçmiş üstünden.
Hala en derinde Fenerbahçe...
Bana ait ama benden öte...
Aşk desen, kifayetsiz; tutku desen, sakil!..
Elle tutulmaz, kolla kucaklanmaz ama var işte...
Sinene saramasan da hep orada hissettiğin neyse, o!
Fenerbahçe'yi anlamak istiyorsan cebi sökük önlükte, burnu soyulmuş pabuçta arayacaksın anlamı.
Ya da beş yaşındaki kızının yeri, göğü, duvarı, ağacı sarı-lacivert boyamaktaki ısrarına bakıp neden diye soracaksın.
Cevabı bulamayıp, "ben de böyleydim" teslimiyetine erdiğin gün, gülümseyeceksin.
Kavrayamadığın kadar büyük bir sevdanın küçücük bir parçası olmak sana yetecek ve yine gülümseyeceksin!..
Ve Fenerbahçeli olmak yetecek sana...
İsmi kadar güzel Gazi Mustafa Kemal Paşa İlkokulu'nun bahçesinde memur çocuğu olarak yeni pabuçlarımın burnunu taşa vurduğum için evde azar işitmiştim. Kimbilir kaç defa vurdum peşpeşe...
Sarışın Ahmet Eskişehirli'ydi. Şehrinin takımını yenememiştik ve Karadeniz'den bir kulüp şampiyon olmak üzereydi.
Bugünkü neslin tanımadığı 2 puan vardı...
Öfkem "7 gol atsak geçer miyiz onları?" sorusunaydı... Mavi önlüğün cebine sığdıramadığım ellerim, Sümerbank dikişlerini patlatmıştı.
Evde azar işitirken, bana sonsuz gibi gelen "neden?" sorusunun cevabını sessiz kalıp, kendime saklamıştım.
Fenerbahçe, en dokunulmaz yerdeydi. Bana ait ama benden öte... Ben dahil, kimsenin el süremeyeceği kadar öte...
Eski Roma'da insan ömrü 40 seneymiş; doğru ya da yanlış bir yerlerde okumuştum... Bir ömür kadar sene geçmiş üstünden.
Hala en derinde Fenerbahçe...
Bana ait ama benden öte...
Aşk desen, kifayetsiz; tutku desen, sakil!..
Elle tutulmaz, kolla kucaklanmaz ama var işte...
Sinene saramasan da hep orada hissettiğin neyse, o!
Fenerbahçe'yi anlamak istiyorsan cebi sökük önlükte, burnu soyulmuş pabuçta arayacaksın anlamı.
Ya da beş yaşındaki kızının yeri, göğü, duvarı, ağacı sarı-lacivert boyamaktaki ısrarına bakıp neden diye soracaksın.
Cevabı bulamayıp, "ben de böyleydim" teslimiyetine erdiğin gün, gülümseyeceksin.
Kavrayamadığın kadar büyük bir sevdanın küçücük bir parçası olmak sana yetecek ve yine gülümseyeceksin!..
Ve Fenerbahçeli olmak yetecek sana...
4 Nisan 2012 Çarşamba
Bir Yaz Aşkı:Trabzonspor Hisseleri !
4 Temmuz günü "savcı 90'dan çakarken" ,5 Temmuz günü "Silahlı Örgüt" ortaya çıkarken bu "sanat eseri" operasyonu kimler biliyordu ?
"Bilen var mıydı?" diye sormayalım.
Kimler biliyordu diye soralım .
Bilenler neler yapmışlar ortaya çıkarmak zor ancak aklıma yıllar öncesinden bir hikaye geliyor,onu anlatıp süratle konumuza dönelim.
...
...
Lise-1'deyim.
Fen Hocamız bizim sınıfla birlikte birden çok şubeye derse giriyor...
Diğer şubelerden birinde bir sınav yapacak.Sınav test.Onlara gidip şöyle diyor "arkadaşlar,size yaptığımız sınavın aynısını öğle arasından sonra diğer şubeye yapacağım.Sorular da aynı olacak.Soruları öğle arasında onlara verirseniz siz çalışıp yapmış onlar sizdan alıp yapmış olur ve enayi durumuna düşersiniz"
Lise-1 diyorum.
Herkesin kanı kaynıyor,erkek arkadaşı olan var kız arkadaşı olan var...
Öğle tatilinin 3.dakikasında sorular elimizde...Sınıfın kapısını kapıyoruz.En çalışkan 2 arkadaş soruları tahtada çözüyor...Aşağı yukarı tüm soruları ve cevapları biliyoruz.Hatta kolaylık olsun diye cevapları ezberleyenler var...Sınıfça bir karar alınıyor.Herkes işine yarayacak kadar not alsın yani notları 3-4 olan adam gidip abartarak 10 almasın diye...Kabul görüyor...Hoca geliyor sınav yapılıyor...2 gün sonra hoca sınav sonuçlarını açıklıyor...Karar şaşmış ! Sınıfta 6-7 alan bir iki kişi var gerisi 9-10...Hoca cin gibi ,aynı soruları test olarak değil klasik sınav olarak yapınca yaprak dökümü başlıyor ,notlar 2-3 civarı...Yine de kıyak yapıp ikisinin ortalamasını alıyor ve bir hayat dersi veriyor...
"1.Hakkınız olmayanı almaya çalıştınız 2.Hırsınıza kurban gittiniz,sınıfın tembelleri 5-6 alsalar lafım olmazdı ama 9-10 alınca olayı çözmek için dahi olmaya gerek yok"
...
...
15 Mayıs günü Trabzonspor sahasında İBB'yi 3-1 yeniyor
Şampiyonluk şansı/ümidi son haftaya kalıyor.
16 Mayıs günü Trabzonspor (TSPOR) hisse seneti 17.90 TL- İşlem Hacmi 464.000
Ligin son haftasındayız.
22 Mayıs günü Karabükspor-Trabzonspor 0-4
Bu sonuçla Trabzonspor ligi 2.bitiriyor
ŞL'nde ön öleme oynayacak.
23 Mayıs TSPOR 17.65 TL -İşlem Hacmi 1.854.000
...
9 Haziran TSPOR 13.20 TL -İşlem Hacmi 304.000
Beklenti yok,borsa yükselmiyor düşüş normal.
10 Haziran TSPOR 15.25 TL- İşlem Hacmi 3.719.000 !
Allah allah ne oldu acaba,doğru 2 gün sonra seçimler var !
13 Haziran TSPOR 15.20 -İşlem Hacmi 4.704.000
14 Haziran TSPOR 15.85 -İşlem hacmi 3.594.000
Bir bilenler mi devrede ?
1 Temmuz TSPOR 17.85 -İşlem hacmi 440.000
"Avni Aker'den petrol fışkırdı" haberi gazetelerde yok.Başka ilginç haber var mı diye bakalım. 1-2 gün önce var aslında:
Özetle 9 Haziran'da 13.20 TL'den, 1 Temmuz'da 17.85'e uzanan "önlenemez" bir yükseliş.
Not edelim kar : %35
"Hırs kötü şey" demişti Fen Hocamız !
..
4 Temmuz TSPOR 16.50 -İşlem Hacmi 1.492.000
Hiseeler gün içinde 14.55'e kadar düşmüş.Ancak TV'lerde Fenerbahçe düşer,diğer takımlar teşebbüsten öteye gitmemiş denmiş olabilir mi ?
7 Temmuz TSPOR 22.75- İşlem Hacmi : 6.703.000
8 Temmuz'da 23.35 TL'ye kadar çıkan senetler 21.00 TL'den kapanıyor.
11 Temmuz TSPOR 17.85 -İşlem hacmi 112.000
Ne oldu acaba ? Nüktedan başkan Sadri Şener gözaltına alınmış yazıyor.
5 Temmuz 14.55 TL'den , 8 Temmuz'a 23.35.TL'ye yolculuk
Yine bir not alalım kar %60,5 (plaka hedefine yarım puan kalmış)
...
Günler birbirini kovalıyor.
Ligler zamanında başlayacak deniyor,sonra erteleniyor...
Galiba Fenerbahçe ceza falan almayacak.
9 Ağustos TSPOR 12.20 TL- İşlem hacmi : 683.000
15 Ağustos TSPOR 15.30 -İşlem hacmi 1.095.000
18 Ağustos TSPOR 13.20 -İşlem hacmi :491.000
24 Ağustos TSPOR 13.30 -İşlem hacmi : 209.000
Hisseye ilgi de azalmış gibi ama o da ne ?
| resim çok şirin ama değil mi ? |
9 Ağustos'ta 12.20 TL'den başlayan bu yolculuk da 2 Eylül'de 23.50 TL'de bir avrupa serüveni ile bitiyor
Son bir not alalım .Kar : %93
Üç farklı dönemdeki karı toplasak mı ?
Yapmayalım nazar değdirmeyelim...
Kimler alıp satmış acaba ?
Fen Hocamıza saygılarımla...
20 Mart 2012 Salı
Konuşmalarını Bile Hazırlamıştım !
Fenerbahçe düşecekti. Öyle varsayarak yola koyulmuştuk...
Düşme kararının alındığı gün şöyle yazacaktım:
Tarihe mal olmuş ülkemizin en güzide kulüplerinden ebedi dostumuz ezeli rakibimiz Fenerbahçe olmadan bu yıl ligi oynamanın tarifsiz burukluğu içindeyiz.
Maalesef kişisel hırslarının kurbanı olan bazı yöneticilerin cezasını hiç suçu olmayan taraftarlar ve asırlık bir camia çekiyor. Şeriatın kestiği parmak acımaz demekten ve yüce Türk adeletine saygı göstermekten başka çaremiz yok.
Fenerbahçe kulübünün, adil oyun içinde olmayan bazı kişileri süratli bir şekilde ihraç yoluyla temizlemesini ve taraftarının etik futbol için gösterdiği örnek tavrı tarih yazacaktır.
Dileğimiz Fenerbahçe'nin en kısa sürede hak ettiği yere Süper Lig'e dönmesidir. Galatasaray kulübü olarak bu zor günlerinde Fenerbahçe camiasının maddi manevi yanında olduğumuzun bilinmesini isteriz.
..
..
Gazetelerde "Ünal Aysal, tüm yöneticileri toplayarak Fenerbahçe'nin düşmesi ile ilgili tek kelime etmeyin, rakibimizi incitmeyin. Aksini yapanı yönetimden istifa etmiş sayarım dedi" haberlerini yaptırmak 1-2 telefona bakardı...
..
Ligden düşen Fenerbahçe'nin Türkiye Kupasında Bank Asya temsilcileri yerine Süper Lig takımları arasında sayılması için mücadele verecektim.
Fenerbahçe'nin lige çıktığı gün yeni başkanı Mehmet Ali bey'i ilk ben kutlayacaktım."Hoş geldiniz ! Vallahi sizsiz ligin hiç tadı yok" diyecektim.
Fikstür çekiminde "ilk olarak Fenerbahçe kura çeksin" diyecektim...Külüpler birliği seçimlerinde "Fenerbahçe 2.başkanını seçelim" önerisi benden gelecekti.
..
Şampiyonlar ligi ilk maçımıza Mehmet Ali Bey'i de davet edecektim.
Mehmet Ali Bey'in Milan Baros'a talip olması üzerine "Ebedi dostumuz Fenerbahçe'nin zor durumunda yardım etmek vazifemizdir" diyecek bonservis istemeyecektim...
Ne oldu, Nerede hata yaptım ?
![]() |
| Geride Kimse Kalmayacak, Olmayan suça ceza kabul edilmeyecek |
8 Mart 2012 Perşembe
Bir Masalmış Geçen Yıllar:MAA'ın Başkanlık Öyküsü
1992 Mehmet Ali Aydınlar Bahçelievler Belediye Başkan Adayı :
Not:Bahçelievler ilçesi seçimleri sonucu Mehmet Ali Bey seçilememiş...
Mayıs 1994 Mehmet Ali Aydınlar Birleşik Grup Lideri
1997 Nisan :Mehmet Ali Aydınlar "Fenerbahçe Başkan Adayı değilim" diyor...
1997 Ağustos :Mehmet Ali Aydınlar yine "Fenerbahçe Başkan Adayı değilim" diyor...
Ağustos 2003 Mehmet Ali Aydınlar'ı Fenerbahçe muhalefeti aday gösteriyor
Ocak 2004 Fenerbahçe Muhalefetinin adayı yine Mehmet Ali Aydınlar
Mart 2012 Mehmet Ali Aydınlar Fenerbahçe Başkan Adayı
"Bir masalmış geçen yıllar ,kaç yaprak var elimizde" diyor şarkıda.
Mehmet Ali Bey,çok iyi niyetli yazalım : Kullandırtmayın kendinizi !
| 15.09.1992 Milliyet |
| 14.10.1992 Milliyet |
Mayıs 1994 Mehmet Ali Aydınlar Birleşik Grup Lideri
| 14.05.1994 Milliyet |
1997 Nisan :Mehmet Ali Aydınlar "Fenerbahçe Başkan Adayı değilim" diyor...
| 28.4.1997 Milliyet |
| 28.08.1997 Milliyet |
| 29.08.2003 Milliyet |
| 23.1.2004 Milliyet |
![]() |
| 8 Mart 2012-Maraton |
Mehmet Ali Bey,çok iyi niyetli yazalım : Kullandırtmayın kendinizi !
3 Mart 2012 Cumartesi
FUKARANIN DÜŞÜ: GALATASARAY
Yersen:
Fenerbahçe zengin ama Galatasaray fukara.
Yersen...
Fenerbahçe sporcusuna alacaklarını gününde ödüyor ama Galatasaray sporcusu aç karnına sahada onur mücadelesi veriyor.
Yersen...Fenerbahçe bu kadar uluslararası yıldızla zaten şampiyon olur ama Galatasaray'ın Türk çocuklarıyla kafa tutması müthiş.
Yersen...
Tek yabancı hakkının olduğu ve sadece 5 adamın oynayabildiği basketbolda tuhaf isimlerle sahaya Michael Scearce, Paul Dawkins, İziç'i süren Galatasaray efsanedir.
Yersen...
Didier Six'i, Dündar Siz yapıp; Kovaçeviç'i Güneş'e çevirirken sporun etik kurallarını elbetteki bu vatan için değiştiren Galatasaray.
Yersen...
Malatya'ya, dönemin sükseli tenekesi Doğan'ları, Anadolu araba görsün diye gönderen Galatasaray.
Yersen...
8 gol yedikten sonra ülkesine kaçan Zalad için "söz gümüşse sükut altındır, o altın da benim kupamdır" diyen Galatasaray.
Yersen...
Doymadınız.
Aç gözlüsünüz ve doymayacaksınız. Olmuşuna, hamına bakmadan yiyorsunuz.
Çünkü hamsınız; hazımsızsınız.
Medya Fenerbahçeli'ymiş.
Yersen...Yersiniz.
Daha çok yersiniz...
İşkembenizin düzlüğü beyninizin kıvrımları yerine geçtikçe yiyeceksiniz.
Kusmuğunuzu bile yedirirler size.
Teşekkürler Galatasaray, Armani bol geldi Fenerbahçe.
Yersen...Alpay Bellisan
Etiketler:
Alpay Bellisan,
basketbol,
Fenerbahçe,
Galatasaray
23 Şubat 2012 Perşembe
FENERBAHÇE DEVRİMDİR
Anası vardır devrimlerin.
Direniş olmasa, devrim doğmaz.
Saf, pürüzsüz, inatçı tutkusunu seyrettim anaların ve ana olacakların tekrar ve tekrar ve tekrar ve tekrar...
Sevgiden mamul gönüllerin, yumuşacık elleri vardı. Aşkını haykırırken havaya kalkan eller.
Yavrusunu korumak için var olan en acımasız pençeyi atabilecek eller.
Devrimin anaları sahip çıktılar yavrularına.
Bundan sonrası alık akıllıların kurnazlık numaralarını izlemekten ibaret.
Direneceğiz dedi analar.
Devrimi doğdu bilin.
20 Şubat 2012 Pazartesi
Fenerbahçe Bir Parti Olsa!
Fenerbahçe Kulübü Başkanı ve ileri gelenleri “şike” yapmaktan yargılanıyorlar. Aylardır tutuklular! Bugünlerde Silivri’de mahkeme de başladı. Bakalım kaç gün ya da ay sürecek?Şike nedir? Halkımızın çoğu bu Fransızca sözcüğü yeni öğrendi. Türlü yorumlar yapıldı, aklı eren ermeyen konuştu. İşin içinde para olunca kamunun dikkati artıyor. Hele Fenerbahçe gibi yüz yıldır yaşayan, daha yüz yıl da yaşayacak ulusal bir değerimize yapılan bu davranış hoş karşılanmıyor, işin içinde başka şeyler aranıyor….
***
Önce şu “şike” nedir?
Türkçe Sözlük’ten alıyorum:
“Bir çıkar karşılığında anlaşarak maçın sonunu değiştirecek biçimde uzlaşmalı bir spor karşılaşması yapma. Bir çıkar karşılığı, anlaşarak bir iş yapma, danışıklı dövüş. Bir çıkar karşılığında anlaşarak bir spor karşılaşmasını değiştirecek biçimde davranmak. Bir çıkar karşılığı anlaşarak bir işte ona göre davranmak.”
Ben Fenerbahçeliyim. O kadar ki Galatasaray Lisesi’ne gitmedim. Fransız ilkokulu kapandığında Galatasaray’a yazdırmak istediler, karşı çıktım. Boynunda, kuşağında sarı lacivert renkler taşıyan bir çocuk… Hep Fener’den yana olan haberleri, radyodan Fener’in başarılı maçlarını dinlemek!.. Ağabeylerim de Fenerli idi. Babam da bizi kandırmak için gençliğinde Fenerbahçe’de oynadığını anlatırdı. Bir masal gibi dinlerdik. Bir gün bir mektup verdi, Fenerbahçe’nin ünlü kaptanı Zeki Rıza’nın babama yazdığı bir mektup: “Sen aramızdan ayrıldıktan sonra maçları kaybetmeye başladık. Bırak avukatlığı gel aramıza.” Nasıl şaşırmıştık. Cami avlusundan geçerken ayağına gelen topu doğru dürüst ileriye atamayan babam!.. O mektup hâlâ bende durur. Gizli bir hazine gibi saklamışım….
***
Başbakan da Fener’de oynamak istemiş. Ama olmamış, yetkililer demek beğenmemişler, o da İETT takımında bir süre oynamış. Arada bir topa vuruşundan da belli olur eski futbolculuğu!.. Ama niye Fenerli Tayyip, Fenerbahçe’nin şike yapıp maçları parayla kazandığına inandı, ona yapılanlara ses çıkarmadı. Fener’in ünlü başkanının tutuklanıp mahkemeye verilmesine, iddianamelerde yüz yıllık cezalarla suçlandırılmasına ses çıkarmadı !
***
Fenerbahçe yalnızca bir kulüp değil, yüz yıldır Türk halkının başlıca sevgilisi!.. Bir siyasal parti olsa, ilk genel seçimde birinciliği alır… Başkanına uygun görülen çirkin davranışı protesto etmek için on binlerce yandaş, ağabeylerini hapishane kapılarında bekliyor, adalet önünde içtenlikle destekliyor.
Fenerbahçe gibi bir ulusal değerimize yapılan bu çirkin davranış, spor tarihimize utanç sayfası olarak geçecektir.
Oktay Akbal
19 Şubat 2012-Cumhuriyet
Etiketler:
Alpay Bellisan,
Fenerbahçe,
Oktay Akbal,
şike
16 Şubat 2012 Perşembe
Cem Atabeyoğlu'na...
İlkokul yıllarında Ankara'da hasretle beklediğin dergi Hayat Spor !
Arka sayfasında "Sorunuz Cevap Verelim" bölümünde futbol başta tüm spor branşlarıyla ilgili gelen "kim kaç kere oynadı,o maç kaç kaç bitti,şu sporun kuralı nedir,o olimpiyatta Türkiye kaç madalya aldı" gibi envai çeşit sorulara cevap veren bir amca var : Cem Atabeyoğlu.
O yıllarda bilmiyorum ama "Fenerbahçeli" diye tahmin ediyorum.
Sonra öğrendim ne kadar büyük bir Fenerbahçeli olduğunu
Tanışmak nasip olmadı,çok isterdim...Benim hatam...
Bilgi zenginliğini ve üretkenliğini anlatmak için kopya çekip 1998 yılında hazırlayıp yayınladığı "TÜRK FUTBOLUNDA UNUTULMAYAN 200 ÜNLÜ" kitabının kapağına bir bakalım:
CEM ATABEYOĞLU
İstanbul'da doğdu (1924).Öğrenimini İstanbul Erkek Lisesi'nde yaptı.Spor yazarlığına 1942 yılında "Son Posta" gazetesinde başladı.1945 'te Cumhuriyet Gazetesine girdi.1968 yılı sonuna kadar bu gazetede çalıştı,yine bu gazete de ilk spor servisini kurdu (1954)
1968-73 yılları arasında "Günaydın" ve yine bu müessese tarafından yayınlanan haftalık "Foto Spor" dergisinde çalıştı.Daha sonra Hayat Spor dergisinin Genel Yayın yönetmenliğini yaptı.
"Kırmızı-Beyaz", "Fener" ,"Futbol" ,"Öz Fenerbahçe" , "Türk Spor" ,"Spor21" dergilerinde yazılar yazdı.Günlük Fotospor gazetesinin kuruluşundan kapanışına kadar (1991-1997) yazı ekibinde yer aldı.
Ulvi Yenal,Orhan Şeref Apak ve Hasan Polat Federasyonlarında Federasyon Yayın Kuurlunda fahri görevler yaptı.Şenes Erzik Federasyonu tarafından yayınlanan üç ciltlik "Türk Futbol Tarihi"nin yayın kurulunda aktif çalışma gösterdi.Türk Spor kitaplığına 20 den fazla eser kazandırdı.Başlıca eserleri:
Olimpiyatlar(1948)
Fenerbahçe(1949)
Dünya Kupası Futbol Maçları(1954)
Sepet Topu Terimleri Sözlüğü (1969, Türk Dil Kurumu Yayını)
Türk Basketbolu (1970)
Spor Ansiklopedisi (1973,"Yeni İstanbul")
Atatürk ve Spor (1981 Hisarbank yayını)
Dünya Kupası (1984,Yapı ve Kredi Bankası Yayını)
1896'dan Bugüne Olimpiyatlar (1984,Dışbank)
Türk Basketbol Tarihi (1986,Türk Spor Vakfı Yayını)
Yelken Sporu Tarihi (1986,Türk Spor Vakfı Yayını)
Okçuluk Tarihi (1989,Türk Spor Vakfı Yayını)
Atatürk ve Spor (1989,Gençlik ve Spor Müdürlüğü Yayını)
Türk Spor Tarihi Ansiklopedisi (1989,Fotospor Gazetesi Yayını)
Türkiye'de Spor Yazarlığının 100 yılı (1991,TSYD Yayını)
Dağcılık ve Kayak Tarihi (1993 TSV Yayını)
Türk Halter Tarihi (1993 TSV Yayını)
Türk Yüzme Tarihi (1994 TSV Yayını)
Türk Bisiklet Tarihi (1995 TSV Yayını)
İstanbulspor Tarihi (1996 İstanbul Erkek Lisesi Vakfı Yayını)
Olimpiyat Oyunlarının Yüzyılında Türkiye (1997 Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Yayını)
Ayrıca çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış 50'nin üzerinde tefrikası bulunmaktadır.
Halen Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi'nde Bilgi Birikim Merkezi'ni yönetmektedir.56 yılı bulan faal meslek yaşamıyla Türkiye'nin en eski iki spor yazarından biridir.
..
..
1998 bu özgeçmişten sonra kendisini Kuruluştan Kurtuluşa ve Bir Tutkunun Tarihi Fenerbahçe belgesellerinde de gördük...Kimbilir kaç esere de "danışmanlık" yapmıştır...
Türk futbolu konusunda geçmişe yönelik araştırma yapan birisi ile konuştuğunuzda "ben de o konuda çok tereddüt ettim ama en sonunda Cem Atabeyoğlu'na sordum" demesinin ardından verdiği cevap "sağlama yaptım" anlamına gelirdi.
Onun ürettiği kadar okumamışızdır.
Yalan mı ?
Allah Rahmet Eylesin ,Nur İçinde Yatsın Mekanı Cennet Olsun...
Arka sayfasında "Sorunuz Cevap Verelim" bölümünde futbol başta tüm spor branşlarıyla ilgili gelen "kim kaç kere oynadı,o maç kaç kaç bitti,şu sporun kuralı nedir,o olimpiyatta Türkiye kaç madalya aldı" gibi envai çeşit sorulara cevap veren bir amca var : Cem Atabeyoğlu.
O yıllarda bilmiyorum ama "Fenerbahçeli" diye tahmin ediyorum.
Sonra öğrendim ne kadar büyük bir Fenerbahçeli olduğunu
Tanışmak nasip olmadı,çok isterdim...Benim hatam...
Bilgi zenginliğini ve üretkenliğini anlatmak için kopya çekip 1998 yılında hazırlayıp yayınladığı "TÜRK FUTBOLUNDA UNUTULMAYAN 200 ÜNLÜ" kitabının kapağına bir bakalım:
CEM ATABEYOĞLU
İstanbul'da doğdu (1924).Öğrenimini İstanbul Erkek Lisesi'nde yaptı.Spor yazarlığına 1942 yılında "Son Posta" gazetesinde başladı.1945 'te Cumhuriyet Gazetesine girdi.1968 yılı sonuna kadar bu gazetede çalıştı,yine bu gazete de ilk spor servisini kurdu (1954)
1968-73 yılları arasında "Günaydın" ve yine bu müessese tarafından yayınlanan haftalık "Foto Spor" dergisinde çalıştı.Daha sonra Hayat Spor dergisinin Genel Yayın yönetmenliğini yaptı.
"Kırmızı-Beyaz", "Fener" ,"Futbol" ,"Öz Fenerbahçe" , "Türk Spor" ,"Spor21" dergilerinde yazılar yazdı.Günlük Fotospor gazetesinin kuruluşundan kapanışına kadar (1991-1997) yazı ekibinde yer aldı.
Ulvi Yenal,Orhan Şeref Apak ve Hasan Polat Federasyonlarında Federasyon Yayın Kuurlunda fahri görevler yaptı.Şenes Erzik Federasyonu tarafından yayınlanan üç ciltlik "Türk Futbol Tarihi"nin yayın kurulunda aktif çalışma gösterdi.Türk Spor kitaplığına 20 den fazla eser kazandırdı.Başlıca eserleri:
Olimpiyatlar(1948)
Fenerbahçe(1949)
Dünya Kupası Futbol Maçları(1954)
Sepet Topu Terimleri Sözlüğü (1969, Türk Dil Kurumu Yayını)
Türk Basketbolu (1970)
Spor Ansiklopedisi (1973,"Yeni İstanbul")
Atatürk ve Spor (1981 Hisarbank yayını)
Dünya Kupası (1984,Yapı ve Kredi Bankası Yayını)
1896'dan Bugüne Olimpiyatlar (1984,Dışbank)
Türk Basketbol Tarihi (1986,Türk Spor Vakfı Yayını)
Yelken Sporu Tarihi (1986,Türk Spor Vakfı Yayını)
Okçuluk Tarihi (1989,Türk Spor Vakfı Yayını)
Atatürk ve Spor (1989,Gençlik ve Spor Müdürlüğü Yayını)
Türk Spor Tarihi Ansiklopedisi (1989,Fotospor Gazetesi Yayını)
Türkiye'de Spor Yazarlığının 100 yılı (1991,TSYD Yayını)
Dağcılık ve Kayak Tarihi (1993 TSV Yayını)
Türk Halter Tarihi (1993 TSV Yayını)
Türk Yüzme Tarihi (1994 TSV Yayını)
Türk Bisiklet Tarihi (1995 TSV Yayını)
İstanbulspor Tarihi (1996 İstanbul Erkek Lisesi Vakfı Yayını)
Olimpiyat Oyunlarının Yüzyılında Türkiye (1997 Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi Yayını)
Ayrıca çeşitli gazete ve dergilerde yayınlanmış 50'nin üzerinde tefrikası bulunmaktadır.
Halen Türkiye Milli Olimpiyat Komitesi'nde Bilgi Birikim Merkezi'ni yönetmektedir.56 yılı bulan faal meslek yaşamıyla Türkiye'nin en eski iki spor yazarından biridir.
..
..
1998 bu özgeçmişten sonra kendisini Kuruluştan Kurtuluşa ve Bir Tutkunun Tarihi Fenerbahçe belgesellerinde de gördük...Kimbilir kaç esere de "danışmanlık" yapmıştır...
Türk futbolu konusunda geçmişe yönelik araştırma yapan birisi ile konuştuğunuzda "ben de o konuda çok tereddüt ettim ama en sonunda Cem Atabeyoğlu'na sordum" demesinin ardından verdiği cevap "sağlama yaptım" anlamına gelirdi.
Onun ürettiği kadar okumamışızdır.
Yalan mı ?
Allah Rahmet Eylesin ,Nur İçinde Yatsın Mekanı Cennet Olsun...
14 Şubat 2012 Salı
Okulda Camdan Bağıranlar Onlarmış...
22 otobüs arka arkaya park etmiş...
Yolun kenarında iki sıra park etmiş yüzlerce araba ve nereye park edeceğim telaşı...Minibüslerin önlerinde geldikleri yerler yazıyor ...
Aileler...
Park etmiş bir arabanın içinde Fenerbahçe formasını giymiş baba direksiyonda oturuyor. Arka koltukta başörtülü bir teyze başını cama dayamış, bir çocuk da başını teyzenin kucağına koymuş kıvrılmış yatıyor...Soğuk ve yorucu bir gün...
Şehir dışından gelenler...
Bankadan toplu izin alanlar...Hastayız diye tüyenlerden biri TV'a konuşmuş "yandık" diyor...50li yaşlarda bir çift ellerinde sopalı pankartlar, kaldırımda oturmuşlar...
"Atkılar, bayraklar" diye bağıran abinin yanında simitçi, sucu, köfteci...Şükrü Saraçoğlu'nun 100 km ötesinde bir tribün ve stat önü manzarası...
"Sesimiz içeriden duyuluyormuş avukatlar söyledi" haberi doğru, tel örgülerin arkasında "Duruşma Salonu" yazıyor...
Şimdi daha güçlü :
"Fenerle kimse başa çıkamaz !"
Spor müdürü "ben Aziz Yıldırım'ı severim dışarıda hep savundum. TV'da farklı konuşmam gerekiyordu...Tutuklu fotoğraflarının bizde yayınlanması benim de içimi acıttı" diyor...Yersen ! Tepki sonrası Jandarmayı çağırıyor...Jandarma komutanı kibar, medeni...Rica ediyor..."Biber gazı yerine tatlı dil işe yarıyor" desem inanmayan çok kişi çıkar ! Komutanın ricası emir kabul ediliyor...Spor Müdür mü ? Uzaklaşıyor...
...
...
"Atkılar kaç paraymış abi ?"
Oğuz ikisine de birer tane alıyor...
Sonra arkadaşları da geliyor...okul dağılmış...
Hemen duruşma salonunun yanındaki bina okul....Sınıflar 20-21 kişiymiş...Sadece A ve B şubesi varmış...
"Abi" diyor atkı aldıklarımızdan biri, "öğlen, camdan Fener Fener diye bağıranlar var ya, o bizdik. Duydunuz mu ? "
Duydunuz mu ?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)












